Türk Dünyası Yardım Kampanyası

YENİ BİR 367 VAKASI MI?

20 Şubat 2008
Hikmet SÜRGÜN

Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde 400’ün üzerinde bir milletvekili oyuyla yapılan değişiklikler, malum olunduğu üzere ülkemizde yoğun siyasi tartışmalara, tavırlara ve tekpilere neden oldu. Siyasi diyoruz; çünkü söz konusu iki maddede yapılan değişikliklerin, gerek Genel Kurula teklif edilebilmesi için gerekli sayısal şartlar, gerek görüşmelerin yapılması ve oylaması esnasında Anayasa’ya ve Meclis içtüzüğüne aykırı hiçbir hususun bulunmaması ve gerekse de oylama sonucunun sayısal niteliği, mevcut Anayasamız ve Meclis İçtüzüğünün konuya ilişkin maddelerine tamamen uygun gerçekleşmiştir. Bu nedenle, yapılan değişikliklerin kanunlaşması sürecinin hukuk sistemimize aykırı hiçbir yanı bulunmuyor.

Ancak, söz konusu değişikliklerin ve bu değişikliklere dayalı olarak YÖK Kanunu’nun Ek:17’nci maddesinde yapılması düşünülen (veya dillendirilen) değişikliklerin, Anayasa’nın değiştirilmiş bulunan 10 ve 42’nci maddelerine uygun olmasının yeterli olamayacağı; Anayasa’nın, özellikle 2’nci maddesine ve dolaylı olarak da Anayasa’nın Başlangıç kısmına aykırılık teşkil edeceği, bu nedenlerle Anayasa Mahkemesinin bu değişiklikleri iptal edeceği kanaati, yaygın bir şekilde dile getirilerek, psikolojik bir ortam oluşturulmaya çalışılıyor.

Bu arada öyle zorlama ve Anayasa sistemimiz bakımından tuhaf yorumlar ve tartışmalar yapılıyor ki insan şaşırıyor. Hele bunların ilmi kerametleri kendilerinden menkul gazetecilerin dışında, hukukçular ve yılların tecrübeli siyasetçileri tarafından yapılıyor olması, ayrı bir garabeti oluşturuyor.

Örneğin, bu zevata göre Cumhurbaşkanı, Anayasa’da yapılan bu değişiklikleri Meclise iade etmeli imiş!

Yine örneğin, Anayasa Mahkemesi bu değişiklikleri Laikliğe aykırılık teşkil ettiği için esastan iptal etmeli imiş!

Ve yine örneğin, bunlar gerçekleşmez ise Ana Muhalefet Partisi, Anayasa Mahkemesine bu iki madde için (esastan iptali amacıyla) dava açmalı imiş!

Şimdi mevcut Anayasa’mızın bu mekanizmaları düzenleyen maddelerine göre, yukarıdaki önerileri tetkik ederek, hukuki durumun esasta ne olduğunu ortaya koymayı çalışalım:

  • Bir kere, Anayasa değişikliklerini Cumhurbaşkanı Meclise iade etme hakkına sahip değil. Çünkü Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa’nın 104’ncü maddesine göre Cumhurbaşkanı, ancak Anayasa değişikliği dışında kalan konuları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderebiliyor. Buna mukabil Anayasa değişikliklerine ilişkin konuları ise gerekli gördüğü takdirde halk oyuna sunabiliyor. Bu iki husus Anayasa’mızın Cumhurbaşkanı’nın görev yetkilerini düzenleyen 104’üncü Maddesinde şu şekilde tanzim edilmiş bulunuyor.

“Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermek.

Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halk oyuna sunmak.”

Yani Cumhurbaşkanı, ya değişiklikleri onaylayacak, ya halk oyuna sunacak ya da sadece şekil bakımından incelenmek üzere Anayasa Mahkemesine gönderecektir. Anayasa’mıza göre Cumhurbaşkanı’nın başka bir imkanı yoktur.

  • Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini esastan görüşemez. Çünkü Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa’mızın 148’nci maddesine göre bu mümkün değil ve böyle olması da tabii. Çünkü, eğer Anayasa Mahkemesi milletin iradesinin mümessili olan Meclisin yapmış olduğu Anayasa değişikliklerini esastan görüşür ve reddederse, bu halde çok partili parlamenter bir demokrasiden bahsetmek mümkün olamaz. Çünkü, böyle olduğunda Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun da üstünde bir konuma yerleşmiş olur.

Gerçi burada haklı olarak şu soru sorulabilir: Peki bu durumda Parlamento, Anayasa’nın Örneğin değiştirilemeyeceği gibi değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan 2’nci maddesini değiştirebilir mi? Hayır değiştiremez, değiştirmesini teklif dahi edemez. Buna rağmen değiştirirse ne olur? Bu durumda artık ülke zaten bambaşka bir yerde demektir. Ya tamamen toplumsal bir uzlaşma oluşmuş ve rejim değişmiş olur, ya da artık ülkede rejim yoktur, kalmamıştır.

Bu nedenlerle, bu ihtimallerin varlığına rağmen dahi eğer anayasal bir demokrasiden ve çok partili rejimden söz ediyorsanız, Anayasa Mahkemesine Parlamentonun üzerinde bir güç veremezsiniz. İşte bunun için Anayasamızın 148’nci maddesinin ilk paragrafı şöyle düzenlenmiştir.

“Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler...”

Anayasa değişikliklerinin şekil bakımından denetlenmesinin ne anlama geldiği ise aynı maddenin ikinci paragrafında şu şekilde düzenlenmiştir:

“Kanunların şekil bakımından denetlenmesi…Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.”

  • Şimdi gelelim Ana Muhalefet Partisinin Anayasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesine götürme hakkına. Ana muhalefet partisinin kanun değişikliklerini ve anayasa değişikliklerini gayet tabii olarak incelenmek üzere Anayasa Mahkemesine götürme hakkı vardır. Ancak, Anayasa’ya dair değişikliklerde gerek ana muhalefet partisi için gerekse mecliste bulunan diğer milletvekilleri için, diğer kanunlara ilişkin düzenlemelerden farklı düzenlemeler yapılmıştır.

Örneğin, “Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere ait olduğu” Anayasa’nın 150’nci maddesinde düzenlenirken; Anayasa değişikliklerine dair yapılan düzenlemeler için yapılacak iptal veya inceleme başvurularının usul ve şartları, Anayasa’nın 148’nci maddesinin 2’nci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu fıkrada aynen şöyle denilmektedir.

“...şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanı’nca veya Türkiye Büyük millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir...”

Görüleceği üzere, esas bakımndan böyle bir hakkın olmadığının yanında, en azından lafzi olarak, sadece ana muhalefet partisi grubu olmak, Anayasa değişikliklerini, Anayasa Mahkemesine, şekil bakımından incelenmesi ve denetlenmesi için dahi götürmeye yetmemekte; ayrıca 110 üyeye ihtiyaç göstermektedir.

Tüm bunlara rağmen;

  • Cumhurbaşkanı değişiklikleri TBMM’ne iade ederse,
  • Veya 110 üyeyi bulmadan Ana Muhalefet Partisi değişiklikleri Anayasa Mahkemesine götürürse ve Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu kabul ederse,
  • Veya nizami olarak kendisine gelse dahi, Anayasa Mahkemesi bu değişiklikleri esastan inceler ve Anayasa’ya aykırı bulursa;
    ne olur?

    Ne olacak; Anayasa ihlal edilmiş olur. Bu durumda 367 toplantı yeter sayısı yorumu benzeri ve hatta ondan çok daha vahim bir durumla karşı karşıya kalırız.
Hukukçularımız ve siyasilerimiz acaba bunları düşünüyorlar mı?
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü