Türk Dünyası Yardım Kampanyası

KUMPAS

08 Ekim 2008
Hikmet SÜRGÜN

Ülkemiz, çok ustaca kurgulanan ikili sıkıştırma stratejisi üzerinden yürütülen bir sürecin içinden geçiriliyor. Amaçlanan ise bu süreç sonucunda Türkiye’yi istedikleri biçime, boyuta ve sıklete sokmak; Türkiye topraklarından yeni idari ve siyasi yapılar üretmek. Böylece Türkiye’yi bölgesinde gücü tahdit edilmiş, belirli sıklette tutulmuş, enerji savaşlarında değersiz bir değişkene irca edilmiş, tüm bunların hülasası olarak; tarihten tevarüs ettiği; etmek zorunda olduğu bütün etkilerini tahakkuk ettiremeyecek bir devlete dönüştürmek.

Aslında bu haliyle olup bitenler sadece Türk Milletini değil, tüm ümmeti ilgilendiriyor.

Bu kumpas stratejisinin içerideki ayaklarından birisini dağdaki etnik bölücü terör, diğer ayağını ise etnik bölücü siyasal söylem oluşturuyor. Fantezileri ve romantizmleri gerçekliğe galip yazar-çizer, gazeteci ve akademisyen takımı ise, bilerek ya da bilmeyerek bu değirmene su taşıyor.

Bu yapının deşifre edilmesi için önce bir tespitin layıkıyla yapılması, ardından da dağdaki terör örgütü ile siyaset alanındaki söylemler arasında hedefler, beyanlar, öneriler açısından bir farkın olup olmadığının ortaya konulması gerekiyor.

Evvela yapılması gereken tespit şudur: Ülkemizin karşı karşıya kaldığı bölücü politik bir terör tehdidi/yapılanması bulunmaktadır.

Politik terör, siyasal bir hedefe ulaşmak için, insan öldürme de dahil her türlü şiddet/terör eyleminin yapılması, bu hedefi gerçekleştirebilmek için gerekli araç ve yöntemlerin, her hangi bir ahlaki sınırlamaya tabi olmadan elde edilmesi olarak kısaca tanımlanabilir. Bu tanımdan şu sonuçlar çıkmaktadır:

  1. Terör örgütünün bir siyasi hedefi bulunmaktadır.
  2. Örgüt bu hedefe silahlı yöntemlerle ulaşmak istemektedir.

Bu tespiti yaptıktan sonra bölücü terör örgütü ile demokratik düzlemde dile getirilen “siyasal söylemler” arasında bir farkın olup olmadığına bakmamız gerekiyor. Bu bakışın sağlıklı ve isabetli olarak yapılması için de şu iki sorunun cevabının, lafı eğip bükmeden verilmesi de şart.

Soru1: Demokratik düzlemde faaliyette bulunan siyasal yapı ve söylemler kendilerini, hedefleri bakımından, bölücü teröre nazaran çok net ve anlaşılır bir şekilde farklı bir yerde durduklarını göstermişler midir? Buna bağlı olarak örneğin bu kesimler, “üniter devletten, bayraktan, resmi dilden, milli marştan asla taviz verilemez, bunlar üzerinde tam anlamıyla mutabıkız” demekte midirler?

Soru2: Eğer farklılaştırmışlar ise, örneğin bu yapılar kamuoyunda ve parlamentoda teröre karşı oluşturulan genel ortak tavra ve mutabakata ve bunlara ilişkin alınan kararlara katılmakta mıdırlar?

Bu sorulara cevabın ‘ama’sız, ‘fakat’sız eğmeden, bükmeden net olarak verilmesi gerekiyor.

Bizler onlarca yılı bu sorulara hemen her defasında bizleri rahatlatan cevaplar gelir mi diye bekleyerek geçirdik. Ancak her defasında gelen gün, geçen günü arattı. Ve bu gün geldiğimiz noktada yaşadıklarımız ve tecrübelerimiz bizleri şu noktaya getirmiş bulunuyor:

Bölücü terör örgütü, “Türk Devleti’nin bir inkar ve imha siyaseti yürüttüğünü, demokratik siyasi ve kültürel haklarını vermediğini, anadilde eğitim hakkını tanımadığını, topraklarının Türk ordusu, yani Türk devleti tarafından işgal altında tutulduğunu, bunun için politik şiddeti, yani terörü seçtiklerini, bu yolla bu haklarını elde edeceklerini; bağımsız bir devlet istediklerini bu olmaz ise en azından demokratik özerklik ya da federe bir devlet istediklerini” açıkça ifade ediyorlar. İnsan ve lojistik desteklerini de içeriden ve dışarıdan tam olarak bu hedefleri üzerinden temin edebiliyorlar. Mevzi başarıları da, bu örgütün eleman ve sempatizanlarının ümitlerini beslemeye devam ediyor.

Peki, Allah aşkına söyleyelim: Demokratik düzlemde siyaset yapanlar bunlardan başka bir şey söylüyorlar da biz mi duymuyoruz?

Duymuyoruz; çünkü farklı bir şey söylenmiyor da ondan dolayı duymuyoruz.

O halde, demokratik- politik ortamın zorunlu kıldığı politik dilin imkânları içinde ustaca kurgulanarak söylenen bu söylemlerden doğru sonuçları çıkartmamız gerekmektedir.

Doğru sonuç şudur: Demokratik politik düzlemde beyan edilen söylemlerin hedef ve muhtevası ile terör örgütünün hedef, talep ve gerekçeleri arasında bir fark bulamıyorsak, burada bir kumpasla karşı karşıyayız demektir. Dolayısıyla bazı kesimlerin; “efendim, demokratik ve kültürel hakları verirsek, terör sona erer” görüşü tam bir hamakata delalet etmektedir. Çünkü bölücü terörün sağlamak istediği sonuç ta zaten bundan başka bir şey değildir.

Sonuç olarak, bir kumpasla karşı karşıya olduğumuzu anlamak, romantik ve fantezi olmaktan öte bir değeri olmayan önerileri elimizin tersiyle itmemiz ve bir devlet gibi davranmamız gerekmektedir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü