Türk Dünyası Yardım Kampanyası

SANATÇININ İMTİYAZI NEREDEN GELİR?

19 Aralık 2007
Hikmet SÜRGÜN
Varlık nedir? Varlığın anlamı nedir? Bilgi nedir? gibi sorular, insanın var olduğu (yaratıldığı) andan itibaren onu meşgul eden sorular oldular. Düşünce tarihi, insanın bu sorulara cevap arama faaliyetinden oluşmuştur. Belki tarih dediğimiz şey de bu cevap arama faaliyetlerinin bir toplamıdır.

Düşünce tarihi insanların bu sorulara bilim, felsefe, sanat ve din yoluyla cevap verdiğini söylüyor.

Varlığı ve varlığın anlam bilgisini (hikmeti) kavrama çabası içerisinde, bilim, felsefe ve pek tabii ki din, kendi alanları içerisinde bir otoriteye tartışmasız olarak sahipler. Ancak sanatın böyle bir otoriteye sahip bulunduğunu söylemek pek mümkün olamamaktadır. Buradan asla sanatın ve sanat eserlerinin değersiz addedildiği sonucu çıkartılmamalıdır. Tersine, güzel sanatların tam da insana özgü ve onu güzelleştiren ve özgürleştiren eylemler olduğunu ve hatta sanat eserlerini ortaya çıkartan dinamiğin, insanın özgürleşme arzusu olduğunu biliyoruz.

Ancak şu durumu görmezden gelemiyoruz: Sanatın, hakikat bilgisini kavramada, varlığa dair sorulara cevap bulmada, felsefeyle, bilimle ve özellikle din ile eşdeğer tutulmasında çok ciddi sorunlar bulunduğunu görüyoruz.

Çünkü bilim bize eşyanın diliyle konuşuyor; verdiği bilgi o andaki şartlara bağlı olsa da eşyanın dünyevi tabiatı hakkında bize çok elverişli bilgiler sunuyor ve biz elde ettiğimiz bu bilgilerle bir yandan felsefeye malzeme sunarken, öbür yandan alet yapıyoruz, hayatımızı farklılaştırıyoruz. Ve eşyanın bize sunduğu bilgiler kabul etmek gerekir ki mutlak olmasa da (ki olamaz) araştırmacıya rağmen olabildiğince objektif de oluyorlar. Yani eşya kendi diliyle konuşuyor.

Keza felsefe, insanın hem dış dünyadan hem de iç dünyadan aldığı verilerle, “niçin” sorusuna aradığı cevaplarla “hikmet”in kapısını kurcalıyor; sistemli akıl yürütmelerle tutarlı cevaplar üreterek, kendimiz ve çevremiz üzerinde teemmül etmemizi sağlıyor.

Din zaten-kabul edip etmemek başka bir konu- bu konulara dair en imtiyazlı konumda bulunuyor. Özellikle vahyi dinler bu hususlarda kesin bir imtiyaza sahip bulunuyorlar ve insanların bu konulara dair ihtiyaçlarını karşılamada mutlak bir üstünlüğe sahipler. Ayrıca ve ilave olarak dinlerin “aşkın” olmaları, “hikmet”i aramada dinlere mutlak bir üstünlük de sağlıyorlar.

Bilim, felsefe ve din; varlığa ve varlığın anlamına dair bu cevapları üretirken, sanatı bunlarla aynı yere koymak çok makul görünmüyor. Çünkü sanatçının ortaya koyduğu “şey”, tamamen insani bir faaliyetin, insanın içerilerinde bir yerlerdeki olup bitmelerin bir sonucu olmakla beraber, bize hakikat fikri açısından, özellikle bazı sanat dalları açısından, varlığın bilgisi ve anlamı bakımından bir şey söylemiyor. Hatta sanat eserlerinin çoğu dış dünyadan alınan imgelerin sanatçının kendi iç atölyelerinde işlenerek ve biçimlendirilerek tekrar dışarıya aksettirilen yorumlamaların, nesnel ifadeleri oluyorlar. Örneğin resim heykel, mimari, vb. gibi sanat faaliyetleri böyle bir şey; bu sanat eserlerinden bir varlık bilgisine ulaşamıyoruz. Örneğin hiç kimse Picasso’nun ya da Dali’nin ya da Motzart veya Çaykovski’nin eserlerinden herhangi bir varlık bilgisine ulaşamaz. Keza bir Musa heykelinden hatta Son Yemek tablosundan bir varlık bilgisine ulaşamayız. Buna mukabil bunların dışında kalan sanat dallarında ise (roman, şiir, hikaye vb. gibi) eğer bize varlık bilgisine dair bir şeyler söylenmişse, bu yapılan iş bir sanat eylemi olmakla beraber ortaya çıkan şey sanattan daha çok felsefe veya din oluyor. Bir başka deyişle sanat adamı felsefi ya da dini kabullerini sanat eseri yoluyla kitlelere intikal ettiriyor. Yani sanat yoluyla aslında bir tür dindarlık ya da felsefe yapıyor.

İşte bu halin farkında olarak Necip Fazıl; “Sanat Allah’ı aramakmış/ Gerisi çelik çomakmış”demiştir.

Bir defa daha tekrar etmek de yarar var: Yukarıdaki ifadelerde asla sanatın gereksizliği gibi bir düşünce söz konusu değildir. Tersine sanat gereklidir. Çünkü insanidir; insanı hem güzelleştirir, hem geliştirir hem de özgürleştirir: Ancak sanat bize çoğu zaman bir varlık bilgisi sunmaz;. bize hakikati aramada bir yol göstermez.

İşte bu nedenlerle, varlık bilgisine ulaşmada sanatın diğer üç disiplin kadar söz hakkı ve imtiyazı yoktur, olamaz. Yine buna bağlı olarak sanatçının sosyal, siyasal ve kültürel konularda tabii ki söz hakkı vardır ama asla bir imtiyazı yoktur.

Dolayısıyla Fazıl Say’ın hangi kriterlere göre bölümlediği anlaşılamayan, yüzde 70, yüzde otuz ayrımının da hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Böyle bir değerlendirmeyi Fazıl Say’ın yapmış olmasının magazinsel anlamda bir pazar payı bulunabilir fakat bilimsel hiçbir değeri yoktur; dolayısıyla ciddiye almanın da bir anlamı bulunmamaktadır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü