Türk Dünyası Yardım Kampanyası

APO DA KANAAT ÖNDERİ OLUYOR MU?

04 Aralık 2007
Hikmet SÜRGÜN

Bu gazete ve bu gazetede yazanlar hakkında yazı yazmayayım diyorum ama Gazete her defasında öyle şeyler yapıyor ki, yazmaktan kendimi alamıyorum. Şimdi 4 Aralık 2007 tarihli nüshasındaki şu habere bakın Allah aşkına!

“Türkiye'nin demokratikleşme hedefinde hızla ilerlediğine vurgu yapan kanaat önderleri, devletin artık Kürt varlığını kabul ettiği, Kürtlerin de devlete bağlılığının arttığına dikkat çekti. Buna karşılık bazı kesimlerin artık 'Sevr sendromu'ndan kurtulması gerektiğine işaret edildi”

Biliyorum; okuyucu yukarıdaki satırları okur okumaz, “kim acaba bu kanaat önderleri?” diye sormuştur. Çünkü ben de sordum. Haberin devamında bu kanaat önderleri, görüşlerine de yer verilerek şöyle belirtiliyor.

Bunların başında, Gazete’ye göre DTP Genel başkanı Ahmet Türk geliyor. Çünkü haberde şöyle devam edilmiş:

“Türk, önceki gün Zaman'a yaptığı açıklamada geçmişte Kürt devleti kurulmasını isterken bugün bunun 'tehlike ve tuzaklarla dolu' olduğunu gördüğünü belirtmiş; bin yıldır birlikte yaşayan iki halkın birbirinden ayrılamayacağını kaydetmişti”

Nitekim bu beyanatlar Gazete’nin Genel Yayın Yönetmenini de çok heyecanlandırmış olmalı ki, 4 Aralık günklü yazısını tamamen bu mülakata hasretmiş.

Diğer kanaat önderleri ve görüşleri de gazeteye göre şunlar olmuşlar:

Ali İhsan Merdanoğlu (AK Parti Diyarbakır Milletvekili): Ben Kürt kökenli bir insan olarak Türkiye'nin sahibi olduğumu düşünüyorum. Bu ülkenin Antalya'sı da, İzmir'i de benim. Bir Kürt olarak Çanakkale'de vardım, Allahüekber Dağları'nda vardım. Şimdi Ahmet Türk de benim noktama geldiyse onu tebrik ederim. Bu ülkede bin yıldır iki halk kardeşçe yaşıyor, her şeyimiz iç içe geçmiş. İki kapıyı çalsanız biri İstanbulluysa diğeri Diyarbakırlıdır.

Şerif Ertuğrul (CHP MYK üyesi): Hiçbir zaman hiçbir kuvvetin Türklerle Kürtleri birbirinden ayıramayacağını düşünüyorum. Kürtler bu ülkenin asli unsurlarıdır. Avrupa Birliği (AB) sürecinde yapılan açılımlar bu çerçevede çok önemlidir. Uygulamadaki bazı eksiklerin de giderilmesiyle şu anda yaşanan sorunların kısa sürede biteceğini düşünüyorum.

Ümit Fırat (Araştırmacı yazar) Türkiye'de ne yazık ki hâlâ bölünme endişesini içeren bir 'Sevr sendromu' var. Bu noktadan kurtulmak gerekir. Dünya bölünmeye değil, bütünleşmeye gidiyor. Dünyanın doğusu ve batısı arasında hukuk ve özgürlük konusunda çok net ayrışmalar yaşanıyor. Kimse arkasını Batı'ya dönmek istemez. Herkes Batı'da gelişen hukuku, özgürlüğü, demokratik modelleri örnek almaya çalışırken, Kürtler kalkıp Türkiye ile ayrışarak sırtını Batı'ya dönmez. Kürtlerin de batısı Türkiye'dir. Bazı Kürtlerin de artık 'Ortadoğu'nun sınırlarının takdim edildiği noktada bize de bir şey düşer mi?' anlayışından kopması gerekir.

Esat Canan (Eski CHP Hakkari Milletvekili) Türk'ün açıklamalarını destekliyorum. Doğu'da yaşayan insanlar bir Kürt devleti istemiyor. Kürtlerin istediği tek şey, varlıklarının tanınması, hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi. Kültürlerini ve hayat tarzlarını rahatça ortaya koymak istiyorlar. Sorunların tek çözümü demokrasidir. Daha fazla demokrasi, Kürtlerle Türkleri daha da birleştirir, Kürtlere 'bu ülkenin sahibi olduklarına ilişkin' güven verir. AK Parti'nin Kürt politikası doğru. Bunun doğruluğu seçimlerde de ortaya çıkmıştır. Bu tabloyu CHP ve MHP iyi görmeli.

Haşim Haşimi (Eski ANAP Diyarbakır Milletvekili) Kürtler ile Türkler kaynaşmıştır. Kürtlerin gidecek bir yeri yoktur. Türkiye artık kendine güvenmeli. Siyasi ve sosyal dinamikler farklı bir devleti mümkün kılmaz. Yapılması gereken şey özgürlükler konusunda ilerlemedir. Gelinen noktada, her kesimde değişim söz konusu. Devlette ve askerde müthiş değişim var. Kürtler de çok değişti. Ben DTP'nin ayrılıkçı olmadığı konusunda netim.

Sertaç Bucak (Hak-Par lideri) Realist olmak gerekir; Kürt devleti talebinin bir zemini yok. Kürtler, Türkiye sınırları içinde çözüm arıyor. Bu sınırlar değişmeyecek; ancak Kürtler değişecektir. Öncelikli sorunumuz demokratikleşmedir. Türkiye'nin AB kriterlerini yerine getirmesi ve tüm sorunların açıklıkla tartışılması durumunda sorunlar çözülür.

İçerideki “kanaat önderleri” bu “müthiş açılımları” yaparken, terör örgütünün İmralı’daki başı, görüş ve talimatlarını -nasıl olabiliyorsa- iç ve dış kamuoyuna, terör örgütünün resmi sesi olduğu bilinen bir haber ajansı vasıtasıyla, rahatça iletebiliyor.

Şu mesajları veriyor bölücübaşı resmi haber ajansı marifetiyle:

"Ben iddia ediyorum bizim çözüm projemiz ne üniter yapıya, ne sınırlara bir zarar vermez. Yine söylüyorum bu proje ne devleti, hatta ne de milleti böler. Bunu açıkça buradan belirtiyorum eğer kan dökülmesin diyorlarsa, ben hemen bir damla kan dahi dökülmeden bunu çözebiliriz diyorum. Daha önce de söyledim, gerekli irade gösterilirse çözüm için üzerime düşeni yaparım, diyalog olursa o zaman süresiz ateşkes benzeri bir süreçte gelişir.

PKK reel sosyalizmin etkin olduğu bir dönemde kuruldu. Reel sosyalizmden etkilenmişti sonrasında reel sosyalizmin çöküşü süreci biliniyor ancak PKK reel sosyalizmin etkisi ile kurulduğundan reel sosyalizmin bu sürecinin etkilerini tam olarak üzerinden atamadı. 1994’lerde yaşanan genişleme ile de farklılaşmıştı. Ben daha önceki özelikle bir halkı savunmak kitabında bu süreci açmıştım madde madde koymuştum. Ulus devleti faşizmden sorumlu tutuyorum, ulus devlete ilişkin çözümlemelerim gittikçe derinleşiyor o son 124 sayfalık savunmamda bunları derinliğine işlemiştim. Ulus devletin çözüm olmadığını gördüm. işte Kürt-Türk ilişkileri de öyle her zaman aynı değil. 1920’lerin cumhuriyeti ile 70’ler, PKK nin kuruluş yılları aynı değil. 1990’larda yaşanan reel sosyalizmin çöküşünün etkileri sonra ulus-devlet çözümlemesi PKK'de bir sıkıntı yarattı

Demokratik Özerk Kürdistan, Demokratik Toplum Kongresi vesilesiyle de söylemiştim, orda vardı. Bu hem Kürt toplumunun iç geriliklerine, bu feodal şeylere, geriliklere karşı iç demokratikleşmeyi sağlar hem de Kürtlerin dışarıya karşı duruşunu ifade eder. Bu örgütlenmede devlet karşıtlığı yoktur, devlet kurmayı da hedeflemiyor. Bir çeşit, mevcut sınırlar ve devlet yapıları içinde Kürtlerin özgürlüğünü temsil eder. Sonuçta özerklik kavramı da özgürlükle ilgilidir. Demokratik özerkliğin devletle, sınırlarla bir problemi olmaz. Bir çeşit yerelin kendini devlet içinde ifade etmesi anlamına gelir.


Demokratik özerklikte Kürtler, bir nevi kendi özgürlüklerini sağlarlar. Eğitim, dil, diğer kültürel gelişimlerine ilişkin okullarını açarlar, halkın ekonomik sorunları var, gerekiyorsa bankalarını kururlar, kooperatiflerini kurarlar. Dilin eğitimi ve diğer konularda enstitülerini oluştururlar. Bu devletin olmaması ya da devletin reddi anlamına gelmez. Devletin kurumları yanında Kürtlerin bir nevi kendi taleplerini karşıladığı bir yapı gibi düşünülebilir. Bazı haklar topluluğu ilgilendirir, tek başına bir şey ifade etmez."

Demokratik Toplum Kongresinin bunu hedeflemesi gerekir bu aslında etnisiteye ya da coğrafyaya dayalı bir çözüm değildir. Diyarbakır merkez olmalı Kürtler açısından. Çünkü orada yaşıyorlar ama orada yaşayan diğer halklar da kongrede kendini ifade eder. Aslında özgün sorunları olan her topluluk örneğin İstanbul ya da Antalya da kendi sorunlarını yada özgün yerelden çözmek isterse böyle bir örgütlenmeye gidebilir. Yerelden bir nevi halkın kendi çözümünü yaratmasıdır, aşırı merkeziyetçiliğin geldiği nokta ortada. Yüz yıl bile olmadı ama işte İstanbul’u yönetemiyor. Türkiye’nin ekonomik, çevresel sorunlarının temelinde aşırı merkeziyetçilik var oysa yerel kendi örgütlenmesi ile sorunlarına çözüm bulabilmeli. Bu sadece Kürtlerin sorunu değil eğer Türkler bizim özgürlük sorunlarımız var diyorlarsa ya da Çerkezler istiyorsa onlar da kendi toplum kongrelerini kurarlar."

Ben özellikle demokratik bir anayasa ile bu sürecin tamamlanacağını iddia ediyorum”

Şimdi Allah için şu soruyu cevaplayalım: Bölücübaşı’nın açılımları ile yukarıdaki “kanaat önderleri”nin dedikleri ve Avrupa Parlamentosu’nun 3 Aralık oturumunda konuşan Kürt ve Kürt muhiplerinin dedikleri arasında ne kadar fark var?

Ve şu soruyu da cevaplayalım:

“Demokratik Özerk Kürdistan, Demokratik Toplum Kongresi vesilesiyle de söylemiştim, orda vardı. Bu hem Kürt toplumunun iç geriliklerine, bu feodal şeylere, geriliklere karşı iç demokratikleşmeyi sağlar hem de Kürtlerin dışarıya karşı duruşunu ifade eder. Bu örgütlenmede devlet karşıtlığı yoktur, devlet kurmayı da hedeflemiyor. Bir çeşit, mevcut sınırlar ve devlet yapıları içinde Kürtlerin özgürlüğünü temsil eder. Sonuçta özerklik kavramı da özgürlükle ilgilidir. Demokratik özerkliğin devletle, sınırlarla bir problemi olmaz. Bir çeşit yerelin kendini devlet içinde ifade etmesi anlamına gelir.


Demokratik özerklikte Kürtler, bir nevi kendi özgürlüklerini sağlarlar. Eğitim, dil, diğer kültürel gelişimlerine ilişkin okullarını açarlar, halkın ekonomik sorunları var, gerekiyorsa bankalarını kurarlar, kooperatiflerini kurarlar. Dilin eğitimi ve diğer konularda enstitülerini oluştururlar. Bu devletin olmaması ya da devletin reddi anlamına gelmez. Devletin kurumları yanında Kürtlerin bir nevi kendi taleplerini karşıladığı bir yapı gibi düşünülebilir”

denildiğinde--artık ne kadar var olabilecekse- var olacak olan devlet nasıl bir devlet olur? Veya artık “bir” devletten söz edilebilir mi? Siz istediğiniz kadar “biz federasyon ya da eyalet ya da bölünme falan istemiyoruz deyin” bu sadece ve sadece taktik bir adıma tekabül etmez mi?

Kendimizi kandırmayalım! Başta devleti yönetenler olmak üzere kimse bizi aptal yerine koymasın!

Bir oyun oynanıyor. Bu oyunun yeni sahne elemanları olarak oyuna dahil edilen yeni figürleri ise asla “kanaat önderi” falan değil. Bunlar apaçık ‘kanat’ önderi.

Ayrıca ve eğer bu kimseler “kanaat önderi” olarak nitelenebilecekse, aynı görüşleri dillendiren Apo da “kanaat önderi” mi oluyor? Üstelik adamın arkasında daha çok sayıda parmak var.

Ve son bir soru olarak; eğer yukarıdakiler “kanaat önderi” ise Hocaefendi ile aynı sosyal pozisyona mı sahip oluyorlar?

Son bir hatırlatma: Bu gidiş selamete değil!

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü