Türk Dünyası Yardım Kampanyası

TÜRK VE AMERİKAN KİMLİĞİ: KÜRTLER ve ZENCİLER

20 Kasım 2008
İkbal VURUCU

ABD'deki seçimlerin siyasi, ekonomik sahada olduğundan çok daha fazla bir biçimde kimlik açısından tartışıldığı görülmektedir. Çünkü siyah bir Amerikalının başkan seçilmesinin sembolik bir anlamı olduğu herkesin üzerinde ittifak ettiği bir konudur. Kimlik siyaseti açısından önemi, demokrasinin beşiği kabul edilen bir ülkede kurumlaşmış bir ayrımcılığın nesnesi olan zencilerin içinden, Amerikan Başkanı'nın çıkmış olması yatmaktadır. Bu seçimin sonuçları, dünyanın her tarafında ihtilal, büyük dönüşüm, büyük olay, yüzyılın en önemli gelişmesi gibi tanımlamalarla izah edilmeye çalışılmıştır. Türkiye'de Türk kimliği ile sorunu olan bazı aydın grupları Türkiye'nin de Obama'sını aradığından bahsetmeye başlamışlar ve okyanus ötesindeki bu gelişmeyi Türk kimliği, kültürü ve en ilginci devleti aleyhine yorumlamaya başlamışlardır. Burada, söz konusu aydınların tahayyülündeki çarpık Amerikan kimliğini değil de, Obama'yı çıkaran gerçek Amerikan siyasi sistemi ve kimliğinden genel hatlarıyla söz edeceğiz.

Bir siyasal-toplumsal politika biçimi olarak çok-kültürcülüğün milli kültür veya modern ulus-devletlerin alternatifiymiş gibi sunulması, konunun bilinmemesi veya ideolojik yargıların karar vermedeki baskınlığından kaynaklanır. Her toplum, tarih boyunca doğası gereği çok kültürlü bir karakter arz etmiştir, yani ırki, kültürel, dinsel, sınıfsal, ekonomik, cinsel farklılıklardan müteşekkildir. Siyasi modellerde bu sistemler ekseninde oluşturulmuş buna bağlı olarak kültürel bir yaşam biçimi ve ilişkiler örüntüsü geliştirmiştir.

Konumuz açısından fazla uzağa gitmeden ifade eldim ki, bu süreçteki modern ulus-devlet, farklılaşan ve bu yüzden bir çatışma unsuru olan yeni toplumsal aktörlerin etnik, dini, mezhepsel, sınıfsal, ekonomik farklılıklarını birleştiren, bütünleştiren, uzlaştıran kapsayıcı bir mekanizmadır. Peki modern ulus-devlet bütün bu çatışma unsurlarını nasıl bertaraf etmiştir? Bunun cevabı, modern devlet, demokrasi ve yurttaşlık olguları arasındaki güçlü bağıntıda yatmaktadır. Zamanla olgunlaşma düzeyine erişen bu yapı geçen her bir zaman diliminde karşılaşılan yeni toplumsal ve kültürel sorunlar karşısında kendini geliştirerek ve yenileyerek çıkmıştır. Ama asla bu üçlü saç ayağının ayrıştırılması veya etkisizleştirilmesi sonucunda olmamıştır. Nihai amaç, çatışmaların ve uzlaşmazlıkların çözümü nokta-i nazarından hareketle, mekanizmasındaki ve yöntemindeki değişiklerle bu dönüşümler gerçekleşmiştir.

Her biri, yüzyıllarca süren çatışmaların sonucu tekevvün etmiş, sosyolojik temelinde bu farklılıkların yer aldığı bir kaynak olan modern ulus-devlet, bu toplumsal ve siyasi düzlemde uzlaşma, bütünleştirme dinamikleri olarak geliştirdiği en güçlü ve etkili mekanizma formel hukuka dayalı soyut, bireysel merkezli bir yurttaşlık kavrayışıdır. Böylece bireyin ana birim olarak yer aldığı yurttaşlık kurumunda, öznenin etnik, dini, sınıfsal, kültürel kökleri bireyin toplum ve devletle olan ilişkilerinde belirleyici bir etken olmaktan çıkmaktadır. Hukuk karşısında, toplumsal ve siyasi mobilizasyon yatay ve dikey hareketlilik salt bu yurttaşlık kimliğiyle işlevselleşmektedir. Böylece ekonomik ve sosyo-kültürel haklar bireysel eksenli olarak herkese eşit olarak sunulmuş, statü önceden belirlenmemiş, ikame edilmemiş artık kazanılmaya başlanmıştır.

Kısaca modern millet yurttaşlık merkezli olarak alt mensubiyet kategorilerinin üstünde ve bütün bu farklılıkları aşarak inşa olunmuştur ve siyasi-hukuki düzlemde bütün yurttaşlar eşittir. Yurttaşın tikel, bir kimliğiyle tanımlanamaz, soyut, eşit, evrensel bir tanımlamaya haizdir. Birbirinden farklı olan toplumsal grupları bir arada tutmanın rasyonel ve mantıklı yolu da bu yurttaşlık tipidir.

Post-modernizm ve küreselleşme ile temayüz eden çok-kültürcülük, milli yurttaşlık kurumu yerine çok kültürlülük olgusuna dayanan ve eylem durumunu belirten çok kültürcülüğe bağlı olarak anayasal vatandaşlık veya çok kültürlü yurttaşlık önerir. Yurttaşlığın bireylere atfettiği hak ve yetkilerin gruplara-cemaatlere devredilmesi gerektiği aksiyomuna dayanır. Böylece birbirinden yatay ve dikey hareketlilik imkanlarının sınırlandığı ve yok edildiği, izole edilmiş bir coğrafya temelli mozaik toplumlar modeli öngörür.

Ulus-devletin yurttaşlık kurumu bizatihi bu farklılıklardan doğan ve büyük kitlesel ölümlere kaynaklık eden farklılıkların işlevsizleştirilmesine dayanmıştır. Siyasi ve toplumsal gelişmenin tarihsel süreç boyunca ulaştığı ve çatışmaları önleme kapasitesi en yüksek çözüm tekniğidir. Bu çözüm tekniğinde zannedildiği gibi farklıklar asimilasyonla yok edilmemektedir. Doğuştan kazanılan toplumsal konum ve statüleşmede ki değişmez eşitsizlik işlevsizleşmektedir.

Bütün bu farklılıkların ortak iradesiyle tecessüm eden bir ortak yaşama alanı olarak milli kültürler inşa olunmuştur. Bireylerin ve toplulukların yaşam alanındaki karşılıklı ilişkileri de yani somut sosyolojik düzlemde, bütün farklıklar varlığını korumakla birlikte, ortak yaşam alanlarında söz konusu yurttaşlık kimliklerinin bir gereği olarak milli kimlik mümeyyiz bir vasıf kazanmıştır. Ulus-devletin inşa sürecinde merkezi bir kültürün bir bakıma kendiliğinden zorunlu olarak yaratılması çevre veya alt kültür unsuru olarak tanımlanan kimliklerin yok edilmesini amaçlamamıştır, aksine bu kültürel gruplar arasında bir üst iletişim dilinin oluşmasını sağlamıştır. Resmi dilin işlevi bütünüyle bu eksende düşünülmesi makul bir değerlendirme biçimidir.

Demokraside, vatandaşlık haklarında dünyayı öncü olan bir devlet olarak ABD, fiziki görünüşlerinden dolayı zencilere hukuki haklarını yirminci yüzyılın sonlarına kadar verilmediği bir ülke vasfı da taşımıştır. Hala formal olarak tanınmış haklara sahip olunsa da toplumsal düzlemde ayrımcılık güçlü bir tutumdur.

ABD'de halkların İngilizceyi merkezi iletişim dili kabul etmesiyle, ana bütünleşme dinamiğinin dil olduğu kabul edilmiştir. Amerika'nın bir sanayi devleti olması ise kendine özgü bir ortak yaşam biçimi olarak Amerikan kültürünü doğurmuştur. Sosyoloji literatüründe önemli bir açıklama aracı olan WASP yani, Beyaz, Anglosakson, Protestan değerleri devletin kurucu unsurlarının ana vasıflarıdır ve ortak yaşama biçimini oluşturan kültüre de ana rengini vermiştir. Güçlü bir kültür, güçlü bir devlet kurma geleneği olan İngilizler ABD'yi kurmuştur ve ana toplumsal kültürel damarı oluşturmuştur. Şüphesiz bu devleti Türkler kurmuş olsaydı Türkçe ve Türk kültürü ana kültür olacaktı. Özel alanda ise her birey kendi kültürel evreninde yaşama hakkına sahiptir. Kısaca Amerika Amerikalılığını bu vasfına borçludur.

Bir Amerika vatandaşı Katolik’tir, Yahudi’dir, Protestan’dır, Müslüman’dır, Alman’dır, İngiliz’dir, Kenyalı’dır, Arap’tır, Çinli’dir ama kapsayıcı, tanımlayıcı, kendini ifade edici ana kimliği Amerikan'dır. Bireylerin kimliklerini belirtirken etnik, din kimliklerine atıf yaptıktan sonra Amerikan kimliğini gururla belirtmeleri bu yaklaşımın bir göstergesidir.

Sonuç olarak Özkök'ün sarf ettiği "Bir Türk, açık açık 'Ben Kürdüm' diyen birini cumhurbaşkanı seçmek için oy verir mi?" (Ertuğrul Özkök, "Bir Kürt'ü Seçer miydiniz?", Hürriyet Gazetesi, 6.11.2008). Mehmet Altan, "Ne zaman Ermeni bir vatandaşımız Genelkurmay Başkanı olursa ve Türkiye bu olgunluğa erişirse Obama'nın zaferini tam olarak değerlendirebiliriz. Bir iki kuşak önce Afrika'dan getirilen kölelerden birinin bugün ABD'yi yönetir hale gelmesinin ne kadar tarihsel olduğunu çok ta iyi algılamış gibi görünmüyoruz. Türkiye'de Ermeni vatandaşlarımızın Genelkurmay Başkanı olmasını bir kenara bırakın yarım asırlık hayatım boyunca bir tek Ermeni vatandaşımızın kaymakam olduğunu görmedim."(www.haber10.com, 7.11.2008 ) demektedir.

Öncelikle sorular yanlıştır. Yargı doğru bir yargı değildir. Çünkü Obama ben zenciyim, ben Kenyalıyım, ben müslümanım dediği için değil Amerikanım dediği ve bunu çeşitli platformlarda ispatladığı için Başkan olmuştur. Yani o bir Kenya-Afrika kökenli Amarikan başkanıdır. Aynı bizim Kürt kökenli Türk Başbakanlar, Cumhurbaşkanları gibi. Buradaki çoğul ifade de Amerika'nın bugün geldiği noktanın aslında bizim daha başında sahip olduğumuzun bir göstergesidir. Bu noktadan hareketle kimse Türk ortak yaşam kültürünü, değerini, demokrasisini kendi öznel ayrımcı zihinsel yaklaşımlarıyla yorumlamamalıdır. İçinde yaşadığı toplumun kültürüne, tarihine, değerlerine, sevgisine, nefretine yabancılaşmış bir zihniyet olarak bu yaklaşımı değerlendirmek en doğru olandır. İçinde yaşadığı Türk toplumunun tarihini anlamayan ve bunun içinde çaba sarf etmeyen bir zihin, Amerika'nın tarihsel sürecini anlayarak kendi entelektüel konumunu belirlemektedir. Osmanlı Türk devletinde sadrazamların, yüksek bürokratların ne kadarının Türk ve Türk olmadığını bilemeyecek kadar tarih bilgisinden yoksun bir "kozmopolit entelektüel" sadece Türkiye'de büyük itibar sahibidir. Osmanlı birlikte yaşama tecrübesi, Batıdaki çok kültürlülük konulu eserlerin her birinde özel bölümler ayrılarak özgün bir model olarak işlenmektedir. Sadece bu küçük bilgiyi vererek kendi toplumunun, kültürünün, tarihinin cahili olan Batıcı entelektüellere kendi Obama'larını aramaya çıkmadan önce bunları hatırlatalım.

İkbal VURUCU
Selçuk Üniversitesi, S.B.E. Sosyoloji Yüksek Lisans Öğrencisi

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü