Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Terörü Derrida Gibi Lanetleyememek

13 Temmuz 2011
İkbal Vurucu

Demokrasi Söylemiyle PKK’ya Göz Kırpmak: Nominalist Aydınların Demokrasi Kavrayışı

Nominalist aydın tanımlaması “demokrat” liberal, İslamcı, solcu aydınların düşünce ile davranışları arasındaki çelişkiye vurgu yapan bir kavramlaştırmadır. Genellikle düşünce ve eylem arasındaki geniş sınırı ifade etmek amacıyla, tarafımdan geliştirilmiştir. Örneğin demokrat olduğunu söyleyen, demokrasinin bütün marifetini kendi ilkesi olarak sabitleyen fakat ne demokrasinin evrensel ilkelerine ne de kendilerini tanımladıkları bu ilkelere sahip çık(a)mayan bir davranış biçimidir. Bu yazı ekseninde demokratikleşme politikalarını kararlılıkla savunur görünmekle birlikte demokrasinin işlevsizleşmesinin ve meşruiyetin ortamını yok eden terör ve şiddeti meşru gören zihniyeti ele alacağız. Daha somut olarak, “demokrat” liberal, solcu, İslamcı aydınların terör örgütü PKK ile destekçisi kişi, grup ve örgütlerin faaliyetleri karşısında tavizsiz ve şartsız bir karşı koyma iradesi göstermemeleri kısaca değerlendirilecektir.

Farklı ideolojik düşüncelere mensup pek çok “demokrat aydın”, PKK terör örgütünün sivil kanadı olarak tanımlanan ve çalışmalarıyla bölücü-şiddet yanlısı politikanın kaynağı ve yönlendiricisi bir partiyi, genel seçimler vesilesiyle destekleyeceğini açıkladı. Demokratikleşme, barış, insan hakları gibi kavramların söylemlerinin başat konuları olan bu aydınların tutumu üzerinde durulması gereken bir durumdur. Verdiğimiz birkaç örnek konuyu daha net anlatmak içindir. Sadece seçim sürecinde değil her zaman ve mekanda demokrasiyle telifi mümkün olmayan her olayda doğrudan veya dolaylı olarak BDP-PKK’nın desteklenmesi, önem atfedilmesi, özel ayrıcalıklı bir konumda tutulması Türk entelijeyasının içinde bulunduğu çelişkinin bir ifadesi olarak görülmelidir. Cengiz Çandar’dan Nuray Mert’e, Mithat Sancar’dan, Ece Temelkuran’a, Oral Çalışlar’dan pek çok “demokrat” kimlikli aydın BDP’ye oy vereceğini açıklamışlardır. Bunun yanında Türkiye’nin en büyük sorununun “Kürt Sorunu” olduğunu ve bunun çözümünün de BDP ile mümkün olacağını, BDP (ve hatta Öcalansız) olmadan asla bir çözümün mümkün olmadığını da özelikle belirtmişledir. Liberallerden İslamcılara, muhafazakarlardan Kürtçülere çok geniş bir yelpazede bu aydınlar yer almaktadırlar.

Cengiz Çandar “karnından konuşmayan” ender yazarlar arasında yer almaktadır. Düşüncelerini açık ve net olarak ifade eder. PKK ile BDP arasında bir fark olmadığını ikisinin farklı olduğunu söyleyenlerin başlarını kuma gömen deve kuşları gibi davrandığını belirtir. Çandar’a göre, “Kafaları devekuşu gibi kuma gömüp, PKK ile BDP arasında fark aramaya, bulamadığınız takdirde yaratmaya uğraşmakla vakit tüketmeye gerek yok. PKK-BDP, Türkiye’nin bir siyasal-toplumsal olgusu olarak ‘haritada’ yerini sadece almamış, sağlamlaştırmıştır.[1] PKK’nın BDP, BDP’nin PKK demek olduğunun açık bir ifadesidir. Bu tespiti yapan Çandar, “MHP düşse, BDP çıksa...” başlığında yazdıkları bir zihniyetin dışa vurumu açısından önem taşımaktadır. “Gelin duygularımı da paylaşayım” diye söz başladığı bir yazısında “MHP baraj altında kalırsa çok sevinirim,” derken “ötekileştirmeyi” reddeden, farklılıklara saygı duyması gereken demokratik düşüncenin Çandar’ın kaleminde ne hale geldiğini şu düşünceleri açığa vurmaktadır: “MHP’nin bu kafa yapısı ve mevcut kadrolarıyla, 12 Haziran seçimleriyle oluşacak TBMM’de Türkiye’ye hiçbir hayrı olmadığı kanısındayım. Zira, yeni TBMM’nin önünde, birbiriyle yakından ilişkili iki devasa görev duruyor: 1.Yeni anayasa; 2. Kürt sorununun çözüm sürecini bir kez daha canlandırmak. Türkiye’nin bu iki konudan daha önemli konusu yok ve her iki konuda MHP –bugünkü haliyle- Türkiye’ye ayak bağı, Türkiye’nin ileri yürüyüşünde gereksiz bir bagaj gibi gözüküyor. … Bu arada, BDP desteğindeki bağımsızların 30’un altında elde edebilecekleri her sandalyeye dehşetli üzülür, üzerinde elde edecekleri sandalyeye ise çok sevinirim.”[2] Terör örgütü ile özdeşleşmiş partinin alacağı her oya sevinip MHP’nin alacağı oy için üzüleceğini söyleyebilmektedir. Terörizmin aldığı boyut ve geldiği noktanın görülmesi açısından kayda değerdir. MHP konusundaki görüşleri ise demokrasinin “sözde”liğinin bir tescilidir.

Bir liberal-sol yazar ise, “Toplumsal itirazın yanında, CHP ile BDP’den oluşacak güçlü bir muhalefet 3. Erdoğan hükümetinin ve Türkiye’nin şansıdır. Zira ülkeye gereken AKP-CHP-BDP’nin, anayasa ve Kürt sorununun çözümü için oluşturacakları fiilî bir koalisyon. BDP’nin önerileri müesses nizam açısından ne kadar uç ve uçuk olursa olsun artık AKP’ninkilerin önünde.”[3] PKK ile aynı çizgideki BDP’yi demokrasinin bir öncüsü olarak görürken hükümet partisi AKP’nin bile önünde demektedir. Yazar açısından MHP’nin görüşlerinin ve varlığının PKK-BDP kadar bile bir ehemmiyeti haiz olmadığını da vurgulanmalıdır.

Aydınların Bu Tavrı Ne Anlama Gelir?

Genel eğilim aydın zümrenin PKK, DEV-SOL, BDP gibi terörist ve bölücü gruplara ve örgütlere bütün gücüyle ve tam bir inançla karşı olduğunu belirtmemesidir. Yani terör hak ettiği dışlayıcılığı, tavizsizliği görmüyor. Aksine şaşırtıcı bir biçimde destek, anlayış, hoşgörü görüyor. BDP’nin demokratik hiçbir ülkede hazmedilemeyecek teröristi kollayan, halkı kışkırtan, şiddet yanlısı eylemleri karşısında gösterilen daha doğrusu gösterilmek zorunda kalınan tepkinin ardından af diler gibi “ne kadar önemli olduklarını”, “şiddetten uzak demokratik yollarla kendilerini ifade etmeleri gerektiği” defalarca anlatılır. Ama asla terörist eylemleri karşısında demokrasi adına kınanıp köprüler atılmaz.

Türk basınının “demokratları” Çandar gibi açıkça niyetlerini açıklamayıp “karnından konuşsa” da bilinmesi gereken BDP-PKK’ya herhangi bir tavır alınmadığıdır. Terör olaylarından sokaklarda insanların arabalarını, dükkânlarını, evlerini kundaklayan, otobüsleri yakarak çoluk çocuk demeden cana kasdeden, her açıklamalarından ve söylemlerinden kin, nefret, kan damlayan bir parti normal siyasi partiymiş gibi bir konuma sokulmakta, işledikleri ve teşvik ettikleri şiddet ve kan dökme böylece haklılaştırılmaktadır.

Terörizmi Desteklemenin Sebebi Nedir?

Peki aydınlar niçin PKK-BDP karşısında net bir dışlayıcı tavır göstermemektedir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Bunlar:

İdeolojik yoldaşlık, fikri beraberlik. Türkiye’nin bölünerek bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması noktasında bir mutabakat mevcuttur. Kimi ise hâlâ Marksizmin tesirinde “mazlum ve ezilen ulus: Kürtler” zihniyetiyle zulmü desteklemektedir.

Statü kazanma kaygısı yani içinde yer aldığı kültürel-entelektüel katmandan yukarılara çıkmak kaygısı ile “tarafsız” görünme isteği. Tarafsızlığın ölçüsü ise aykırı görüşler sarfetmektir. PKK-BDP lehine bir dil kullanma veya TSK ‘ya saldırmak önemlidir.

Türk kimliğinin dışında bir etnik aidiyete mensubiyet. Kendini baskıda hissetmekte, doğrudan Türklere söz edemeyince dolaylı yollardan bu kin ve nefret dışavurulmaktadır.

Ülkesine, içinde bulunduğu topluma ve devletine karşı herhangi bir sorumluluk duymamak. “Dünya vatandaşıyım”, “benim için insanlık önemlidir” gibi önermeler bu zihniyetin bir yansımsıdır. Dünya vatandaşı olunca –ki ne demekse- Türk vatandaşı olmanın bir anlamı olmamakta dolayısıyla ülkesine ve “milletine” karşı her türlü hareketin içinde yer alabilecek bir meşruiyetine kendine sağlamaktadır.

Terörü Derrida Gibi Lanetleyebilmek

Bir söyleşisinde yüzyılın önemli düşünürlerinden Derrida, 11 Eylül saldırılarını yorumlarken şöyle bir tavır ortaya koymaktadır: “Bir kişi savaşa veya teröre yol açan belli bir olaylar zincirini ya da kurumları, onları zerrece haklı çıkarmadan, hatta onları lanetleyerek ya da yeni kurumlar icat etmeye kalkışarak; tarif edebilir, kavrayabilir ve açıklayabilir. Bir kişi belli terör eylemlerini (devlet terörü olsun ya da olmasın), onları ortaya çıkaran  hatta meşrulaştıran koşulları göz ardı etmeksizin, koşulsuzca lanetleyebilir.”[4]Koşulsuzca lanetlemek” Türkiye’deki aydınların çok uzağında olduğu açıkça görülmektedir.

Türkiye’nin terör örgütü ve bölücü akımlar karşısında ki merkezi zafiyetini terörizmin varlığını ve işleyiş mekanizmalarını meşrulaştırma gayretindeki, karar verici ve kamuoyu oluşturucu güce sahip aydın-entelektüel zümrenin varlığı oluşturur. Türkiye’deki terörizmin bu vasfı dünya ki terör hareketleri içinde özgün bir konumdadır. Oysa hangi ideolojiye mensup olursa olsun hangi amacı öne sürerse sürsün terör başlı başına kınanması, olumsuzlanması, yok edilmesi gereken ve bu yüzden de bütün sivil ve resmi kişi ve kurumlarca ortadan kaldırılması üzerinde bir mutabakatın sağlanması gereken bir olgudur.

PKK-BDP’nin şiddet eylemlerini, etnik kışkırtıcılığını, devletin egemenliğini tanımama girişimlerini kısacası terörü meşrulaştıran ve örgütün varlığını normalleştiren bir dil, politik demokratik bir düzlemde, demokrasi, insan hakları ve düşünce özgürlüğü gibi kavramların araçsallaştırılmasıyla inşa edilmektedir. Bu dili yaratan ve tedavüle sokan aydınların zihinsel çözümlemesinin yapılması ve bu zeminde bir deşifre edici dil inşa edilmesi terörizmin kaynağının ortaya çıkarılmasında ciddi katkı sağlayacaktır. Teröristlerin söylem ve hedefi ile söz konusu aydın kesimin söylem ve amaçlarında bir örtüşmenin gerçekleşmesi, demokrasinin varlık koşulu olan toplumsal bütünlüğün parçalanması yönünde tehlikeli bir aşamaya gelindiğinin göstergesidir.

[1] Cengiz Çandar, “Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması”, Radikal, 14.06.2011.
[2] CENGİZ ÇANDAR , “Kime mi oy vereceğim? Ne mi olur?”, Radikal, 10.06.2011
[3] Cengiz Aktar, “Demokrasi mihrakları ileri demokrasiye karşı”, Vatan,
[4] Jacques Derrida, Autoimmunity: Real and Symbolic Suicides, A Dialogue with Jacques Darrida, Giovanna Borradori’nin röportajı, Philosophy in a Time of Terror içinde, (Çev: Pascale-Anne Brault and Michael Nass), The University of Chicago Press, 2003, s. 106-107.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü