Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Hatıralar

16 Eylül 2010
İklil KURBAN

Zeki Velidi Togan (1890-1970)

Bu yazımı, Rusları çok iyi tanıyan Zeki Velidi Togan’ın HATIRALAR adlı kitabından alınmış alıntılar ile destekledim ve yazıma da HATIRALAR adını verdim. Çünkü yazı öz olarak Togan’ı tanıtmaya bağışlanmıştır
Zeki Velidi Togan’ın HATIRALAR’ını Türkiye’ye geldiğim ilk yıllarımda-1983’te ilk baskısından (1969) okumuştum. İkinci kez ikinci baskısından (1999), Rus-Gürcistan Savaşına neden olan, Rus işgal karakterini incelemek için 2008 yılının Ekim ayında okumuştum. Yine 2010 yılının Ağustos ayında eşim ile beraber tekrar okudum. Bu üçüncü kez okumama, Togan’ın doğumunun 120. yılı dolayısıyla 2010 yılının TÜRKSOY tarafından Zeki Velidi Togan Yılı ilan edilmesi yanı sıra Togan’a özgü etkinliklere katılma isteğim sebep olmuştu. Togan’ın sadece HATIRALAR’ını değil, TÜRKİSTAN, UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ, TARİHTE USUL, TÜRKLÜĞÜN MUKADDERATI gibi dev eserlerini de okumuştum. Yazdığım tüm kitaplarımda, Togan’ın bu eserlerinden alınmış alıntılar-bilgiler bulunmaktadır. Yukarıda adı geçen eserlerin, HATIRALAR’dan başkaları ikinci kez basılmamış, bu kitaplara gereksinim olduğunda hiç kuşku yoktur. Umarım bu gereksinimi Togan’ın evlatları giderir.

Destansı bir ömrün öyküsü olan HATIRALAR adlı 600 sayfalık bu kitap, Türk tarih biliminin ünlü bilgini ve gözünü dal budaktan esirgemeyen Başkurt devlet adamı Zeki Velidi Togan’ın eseridir. O daha 20 yaşındayken yazdığı “Türk-Tatar Tarihi” adlı kitabını 1911 yılında Kazan’da bastırır. Bu kitap Togan’ı tüm Türk dünyasına, Barthold (1869-1930) başta olmak üzere Rusya’daki tüm şarkiyatçılara tanıtır. Ünlü Tatar edibi ve devlet adamı Galimcan İbrahimov (1887-1938) bu kitabı takdir eder. Togan bu bilimsel emeği sayesinde tüm Orta Asya’yı gezer, araştırmalarda bulunur, ufku daha da genişler. Barthold’un himayesine erişir.

Birinci Dünya Savaşı ve bu savaşı izleyen 1917 Şubat ve Ekim Devrimleri Togan’ı ister istemez siyasi olayların koynuna çeker; devrimler Onun ulusal duygularını alevlendirir. Ünlü Tatar devrimcileri Mirseyit Sultangaliyev (1892-1940) ve İlyas Alkin’ler (1895-1938) ile tanışır ve birlikte Tatar-Başkurt bağımsızlığı uğruna savaşır. Rus yanlısı Sadri Maksudi Arsal ve Ayaz İshakıy’ların “Kültür Özerkliği” olarak tanımlanan Ruslarla beraber yaşama tezini, “Unitarist-Rus demokrasisinin hayranları” olarak eleştirir. XX. Yüzyıl başındaki Kerenskiy demokrasisinin de, XX. Yüzyıl sonundaki Yeltsin demokrasisinin de, Rus Emperyalizminin maskesinden başka bir şey olmadığını tarih kanıtlar ve Togan yine bir kez haklı çıkar. Adı geçen devrimler Onun umduklarını yerine getirmez-aldatılır-dışlanır. Adı üstünde bu zeki insan Rusların öldürmesini elbette bekleyemezdi.

Togan diyor ki: “29 Haziran 1908’de babamı bırakıp uzak şehirlere tahsile gitmiştim. Şimdi 29 Haziran 1920’de Lenin’i bırakıp aleni isyan bayrağı kaldırarak Türkistan’ın dağ ve çöllerine çekiliyordum. Belki de muvaffak olamazsak Avrupa’ya gideceğim. Belki bundan sonra hiç Moskova’yı görmeyeceğim” (Togan 1999, s: 281).

Togan Türkistan’a geçer, Türkistan Birliği’nin başkanı olma görevini üstlenir. Basmacılarla birlikte Ruslara karşı savaşır. Ünlü Özbek, Kazak aydınlarından olan Alihan Bökeyhan, Ahmet Baytursun, Şair Süleyman Çolpan ve Münevver Kari’ler ile tanışır, Enver Paşa (1880-1922) ile dostluklar kurar, el ele Ruslarla çarpışır. Karşılaştığı her insanla-her toplumla onların diliyle konuşup, onlarla arkadaşlık kurmayı bilen ve beceren bu müstesna insan, kısa bir zamanda tüm Türk dünyasında önder ve bilgin sıfatıyla ün kazanır.

Fakat, işgalci Rus ordusu karşısında Türkistan direnişi kırılır. Enver Paşa Kurban Bayramı 04 Ağustos Cuma günü Belcuvan’dan yedi-sekiz km. mesafede bulunan Çeken köyünde Ruslarla yapılan savaşta şehit düşer (Togan 1999, s: 389). O, Togan’a, “Muvaffak olmazsak hiç olmazsa cesedimi burada bırakmakla Türklüğün istikbaline hizmet etmiş olurum.” demiş (Togan 1999, s: 390), gerçekten ölümü ile amacına ulaşmıştır. Böylece Enver Paşa denilen Onun ulu adı, Rus işgaline karşı Türkistan savaş tarihiyle ebedileşir, yanı sıra bu olgu, Rusların ezeli ve ebedi Türk düşmanı olduğunun da ölümsüz kanıtı olma niteliğini taşır. Togan 21 Şubat 1923 yılında Türkistan’dan ayrılır, Afganistan-Hindistan üzerinden Avrupa’ya ve 1925 yılının Mayıs ayında Avrupa üzerinden Türkiye’ye geçer.

Yıl 1925, Temmuz ayının sonları, Kurban bayramı vesilesiyle Togan, Gazi Mustafa Kemal’i ziyaret eder. Gazi Ona: “Ne için ziyarette bu kadar geç kaldınız” der; O da: “Kapınızdan girerken cebimde Türk nüfus cüzdanı olmasını bekledim” der. Gazi gülerek pek iltifat gösterir (Togan 1999, s: 528). Artık Togan Türkiye’dedir, profesör unvanıyla İstanbul Üniversitesinde bilimsel çalışmalarına hız verirken, vatanı İdil-Ural’ın kara kaderinin kaygısı da Onu rahat bırakmaz…

Yıl 1932, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nde (1935’ten sonra Türk Tarih Kurumu) cereyan eden, Türk tarihiyle ilgili yanlış-istenilmeyen bir tartışma sonucu, Togan haklı olduğu halde, üniversitedeki görevini bırakıp Avrupa’ya gitmek zorunda kalır. O Viyana Üniversitesine girer, üniversite tahsilini ve doktorasını burada 1935 yılında bitirip, 1939’da Türkiye’deki görevine döner (Togan 1999, s: 118).

Yıl 1941 Haziran ayının 22. günü Alman-Rus Savaşı başlamıştır. Bu savaşı Almanlar kazanmış olsaydı, bu kazanç her şeyden önce Kuzey ve Doğu Türklüğünün kurtuluşu olacaktı. Togan olası bu gerçeği görür ve umutlanır. Bu umut gereği Togan, 1943 yılında Almanya’ya giderek İdil-Ural esirleriyle görüşür. Fakat O, bu haklı umudundan dolayı Türkiye’de suçlu bulunup 15 ay hapsedilir-yargılanır. İkinci Dünya Savaşının hemen bitiminde-1945’te hapsedilen Togan’ın, hapis hayatını ölüm beklentisiyle geçirmiş olduğunda hiç kuşku yoktur. Çünkü o zaman zafer sarhoşluğuyla çığlık atan Stalin’in, “Milliyetçi-Türkçü” damgası vurulmuş herkes için “öldür!” buyruğu verdiği bir devirdir. Stalin’den korkan İsmet İnönü, Stalin’in “şan ve şerefi”(!) uğruna Zeki Velidi Togan’ı kurban edebilirdi. Fakat Türkiye’deki başında Nihal Atsız’ın (1905-1975) bulunduğu Türkçülerin azimli girişimi, bu ulu Türkçünü ölümden kurtarır. O zaman Türkiye dışında, İdil-Ural ve Türkistan’daki tüm Türkçülerin Stalin temizliği sonucu 1937-38 yıllarında yok edildiği bir devirdi. Türkiye’deki Togan’a ve Türkçülere yönelik Rus baskısıyla yapılan bu utanç veren uygulama, İkinci Dünya Savaşının tekrar yazılmasını, Adolf Hitler’in Rus karşıtı kahraman ilan edilmesini zorunlu kılmaktadır. Zaten İkinci Dünya Savaşını sonuçlandıran-Berlin’i yenilmeye, Moskova’yı yenmeye hazırlayan Şubat 1945 Yalta Konferansı’nın tarihi bir hata olduğu çoktan anlaşılmıştır. ABD Başkanı Bush İkinci Dünya Savaşı bitiminin 60. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı Avrupa-Moskova ziyaretinde, Baltık ülkelerindeki bir konuşmasında, “Yalta Konferansı tarihi bir hata idi” demiştir.

Karakter yapısı ikiyüzlü-hilekar ve sinsi olduğu için, Rusların gerçek kimliğinin bilinmesi zor-aldatıcıdır. Rusları doğru tanımak için ya uzun bir süre beraber yaşamak veya onlara özgü başkalarının yazdığı eserleri okumak gerekmektedir. Togan’ın HATIRALAR’ı Rusları tanıtan en güvenilir kaynaktır ki, O bunları bizzat yaşayarak öğrenmiştir. Diğer eserleri ise Türk tarihinin ilk kaynaklarından sayılır.

Togan diyor ki: “Rus’un bütün komşu milletleri parça parça yapıp yutma ve vampir şeklinde büyüme istidadı, Rusya’nın bütün komşularını korkutuyor. Çünkü Rusya siyaseten, o olamadığı takdirde, kültür bakımından bütün komşularını yutma yolunu tutmuştur.” (Togan 1999, s: 495).

Togan diyor ki: “Berlin’de tanışmış olduğum Lehistan telgraf ajans muhabiri Mösyö Stempovski benim için başka bir plan kurmuştu. Dedi ki: “Baltık devletleriyle Kafkas, Türkistan ve Ukrayna arasında Rus istilasına ve yutma siyasetine karşı bir ittifak vücuda getirmek lazım. Bir enstitü kurarız ve mecmua çıkarırız.” (Togan 1999, s: 476).

Togan’ın benimsediği bu plan bugün de geçerlidir. Bu konuda bir enstitünün kurulması, bir mecmuanın çıkarılması, benim bildiğime göre, günümüzün en önemli siyasi gereksinimidir. Bilhassa Türkiye ve Kafkaslar gibi Rus işgaline açık ülkeler için bu tür tedbirler zorunludur.
Togan uyarıyor: “Rusya’nın emeli ancak işgaldir.” (Togan 1999, s: 423).

Rus cinayetine yeni bir örnek:

Yıl 1940, Katin ormanlarında 22 bin Polonyalı askere uygulanmış soykırım, nasıl Moskova’nın buyruğuyla yapılmışsa, bu yıl buraya ziyarete giden 96 kişilik Polonyalı devlet büyüklerinin 10.04.2010 günkü “uçak kazası” da Moskova’nın bilgisi dahilinde yapılmış “İkinci Katin Soykırımıdır.” Bu soykırımı incelemek için kurulan ekibin başına Putin’in getirilmesi ise, cinayeti cinayet ile gizleyen ikinci bir Rus cinayetidir. Ruslar çıkarları ve işgal eylemleri söz konusu olduğunda-yararlı olacağına inanırlarsa, anaları ile zina etmekten de hiç çekinmezler. Bunun gibi sürekli tekrarlanan sayısı meçhul Rus cinayetlerini araştırmak, karşı tedbirler almak, hiç kuşkusuz Rus işgalinden sakınmanın ön koşuludur.

Togan’ın İbn Fadlan ve İbn al-Faqih’ı bulduğunu duyan Alman bilgini Prof. Marquart, Togan’a, “Aman bunlar Rusların eline geçmesin, tahrif ederler. Geçen asır Göttwold vasıtasıyla ellerine geçen bazı Doğu yazmaları Ruslar aleyhine bazı kayıtlar ihtiva etmiş olduğundan imha etmişler. İbn Fadlan’la İbn al-Faqih’in başına bir şey gelmesin.” demiş. (Togan 1999, s: 475). Rusların tarih ile oynaması bir rastlantı veya sadece geçmişe özgü bir durum değildir. Gerçeği bozmak Rusların kanında vardır. Togan’ın HATIRALAR’ı Rusça ve Başkurtçaya çevrilmiş olup, bu çevride Togan’ın 1943 yılında Almanya’da Başkurt esirleriyle görüşmüş olduğu konu kitaptan çıkarılmıştır. Yani Ruslara göre, Togan Almanya’ya gitmemişmiş.

Togan diyor ki: “Bizim nesil belki muvaffak olmayabilir, bunu bile bile kıyam hareketini devam ettirmeliyiz, çünkü Orta Asya meselesi bir gün cihanşümul meselelerin birisi olacaktır. O gün bizim bugün yaptığımız mücadele bir temel teşkil eder.” (Togan 1999, s: 434).

İnsanlığın işgal eylemini tiksintiyle algıladığı günümüz dünyasında bile, Ağustos 2008 yılında Rusya’nın ani olarak Gürcistan’ı işgal etmesi bir rastlantı değildir. Bu eylem Rusya’nın doğasının gereğidir. Ruslar zaman zaman işgal eylemiyle açlığını giderir, kanlarını harekete geçirir, aksi halde kalpleri durur. Çünkü Ruslar, yaradılışından beri ancak işgal ile günümüze kadar varlığını koruyabilmiş vampir bir ulustur. Zaman zaman kan içmediği halde Rusların midesi çalışmaz. Ruslar Moskova yöresindeki bataklık ininden çıkıp, günümüze kadar yaşayageldiyse, bu 1000 yıllık ömür-kan ile beslenegelmiş vahşi yırtıcı bir ömürdür. Ruslar kimlerin kanını içmedi ki? … Bilhassa İdil-Ural halklarının kanı Ruslar için çok tatlı ve besleyici geldi; İdil-Ural doğasının olağanüstü zenginliği onlar için çok çekici idi.

Togan’ın, “Orta Asya meselesi bir gün cihanşümul meselelerin birisi olacaktır.” dediği gibi, bugünkü İdil-Ural meselesi de bir gün cihanşümul meselelerin birisi olacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın, İdil-Ural’ı geçmişte Korkunç İvan nasıl yutamadıysa, Stalin nasıl yutamadıysa, bugün Putin de elbette yutamayacaktır. Tatarlar-Başkurtlar, zalim bir sömürgecinin 458 yıllık esirliğinden sonra, bugün yine var ise, bu onların kesintisiz yaptığı siyasi ve silahlı savaşlarının yanı sıra olağanüstü dayanma gücünün-sabrının sonucudur; vatanlarına-ulusal benliklerine bağlılıklarının sonucudur.

Bir Başkurt şarkısı:

Başkurdistan-Gülistan,
Burada doğmuş-Burada büyümüş,
Başkurt denilen arslan!

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü