Türk Dünyası Yardım Kampanyası

YAHUDİLERİN TAVIR DEĞİŞİKLİĞİNİN ANLAMI

28 Ağustos 2007
Türk Ocakları Genel Merkezi İletişim Grubu

A.B.D.’ deki en etkili Yahudi kuruluşlarından biri olan ve bir bakıma şemsiye işlevi gören “İftira ve İnkârla Mücadele Birliği” (ADL) Başkanı Abraham Foxman’ın Ermeni soykırımı yapıldığına ilişkin demeci, Türkiye’de şaşkınlık doğurdu. Çünkü bu sözler, şimdiye kadar yanımızda görünen bu ülkedeki etkin Yahudi lobisinin, taraf değiştirmesi anlamına geliyordu. Ermenilerin yoğun girişimleri sonucu soykırım iddialarına ilişkin yasa, son dönemde kongrede zaten yeterli desteği sağlamış görünüyor. Yahudi’lerin ilave katkıları sonuç belirleyen bir faktör olacaktır.

Türkiye’nin yoğun tepkileri ve doğrudan İsrail nezdindeki girişimleri neticesinde ADL tutumunu değiştirdi. Abraham Foxman’ın yaptığı yeni açıklamada, Türkiye’nin Ermenistan ile ortak bir komisyon kurulmasına yönelik teklifini desteklediklerini, meselenin ABD Kongresi gibi siyasal bir foruma bırakılmasını doğru bulmadıklarını, tanınmış tarihçi, bilim adamı ve uzmanın katılımıyla verimli bir çalışma ortamının hazırlanabileceğine inandıklarını söyledi.

Bu ifade değişikliğinin geri adımdan ziyade, üslûp ve yönteme ilişkin olduğunu düşünürsek, konuyu kapanmış sayamayız. Zaten Ermeniler meselenin peşini bırakmayı kesinlikle düşünmüyorlar. Bunu bir varlık nedeni sayan Ermeni diyasparası, Dünya çapında oluşturdukları geniş organizasyonlarına, büyük ekonomik fonların desteğiyle, propaganda faaliyetlerini giderek artan bir hırsla sürdürüyorlar. ABD Kongresinden çıkaracakları kararla, hem küresel kampanyalarına yeni bir ivme kazandıracaklar, hem de şimdiye kadar sağladıkları başarılarını taçlandırmış olacaklar.

Demokratların A.B.D. siyasetinde giderek artan etkinlikleri, son seçimlerdeki başarıları, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmeleri, Ermeni’lerin işini kolaylaştırmış bulunuyor. Çünkü gerek Demokrat başkan adayları ve gerekse bu partiden seçilen temsilciler, Ermeni iddialarını açıktan açığa destekliyorlar. Bu arada Yahudi lobisi içersinde görüş farklılıklarının büyüdüğü, Ermeni’lerin, sistematik çabaları sonucu, bir kısım Yahudi liderlerini kendi yanlarına çekmeyi başardıkları görülüyor.

Yahudiler tarafını değiştiriyor

Bütün bu “iç faktörler” doğru olmakla beraber, ADL’nin çıkışı sadece bunlarla izah edilemez. Her şeyden önce ABD deki Yahudi kuruluşları bağımsız politikalar izleyen sıradan sivil toplum kuruluşları değildir. Amerikan politikalarında ve ekonomik hayatındaki etkinliklerini, çok iyi organize olarak, aralarında işbirliği ve dayanışma kurarak sağlamış bulunan Yahudi cemaatinin, İsrail ile bağlantılı olması, paralel politikalar izlemesi doğal bir sonuçtur. İsrail, bağımsızlığını ilân ettiği 1948 yılından bu yana, çeşitli zorlukları yenip ayakta kalabildiyse, hak ve hukuk gibi kavramları belirlediği kurallara göre dilediği şekilde uyguluyorsa, Filistin’deki insanlık ayıplarına Dünyanın sessiz kalmasını sağlayabiliyorsa, bunu ABD de yaşayan altı milyon civarındaki Yahudi’nin sınırsız desteğine borçludur. Bu gerçeklerin ışığı altında ADL’nin her iki açıklamasının ne anlama geldiğini çözebilmek için Türkiye-İsrail ilişkilerindeki son gelişmelere bakmak gerekir.

Başka bir ifadeyle, ADL’nin Türkiye’yi şaşırtan tavır değişikliği üzerinde, ABD iç politikasındaki güç dengelerinin değişmesinin ve bunun paralelinde Ermeni’lerin etkili girişimlerinin rolü olmakla beraber, esas sebep, Türkiye’nin son aylarda İran ile başta enerji alanlarında olmak üzere yakın işbirliğine yönelmesi, ön anlaşmalar yapmasıdır.

Bu gelişmeleri politika değişikliği ve yeni tercihler olarak yorumlayan esasen Suriye ile yapılan temasları endişeyle izleyen İsrail ciddi şekilde tedirgindir. Üstelik bu rahatsızlığı Washington ve Pentagon ile paylaşmaktadır.

Irak’taki gelişmeler ne olursa olsun ABD-İsrail ortak siyasî aklı, İran’ın peşini bırakmak niyetinde değil. Bu ülkenin nükleer tehdit oluşturma potansiyelini tümüyle bertaraf etmeden, Filistin ve Lübnan başta olmak üzere, bölgesel etkinliğini kırmadan rahat etmeyecekler. Bunun için her yolu deneyecekler.

Türkiye’nin ne Irak konusunda ulusal çıkarlarını esas alan politikalar izlemesini, mesela Kuzey Irak’a girmesini, ne de İran ile ekonomisiyle sınırlı bile olsa yakın işbirliği kurmasını kesinlikle istemiyorlar.

Sadece kendi hedeflerine ve amaçlarına kilitlendiklerinden, Türkiye’nin isteklerini umursamıyorlar. Washington’un PKK konusunda iyi niyetle yorumlanması imkânsız olan, sinir bozucu ve bıktırıcı tavrının bölücü terörün en büyük desteği olduğu ortadadır.

ABD-İsrail ortaklığı ayrılıkçı Kürt hareketi gibi, Ermeni iddialarını da Türkiye üzerinde baskı ve sindirme unsuru şeklinde kullanmaya çalışıyor. Bu problemlerin altında bunalıp çaresiz bırakılacak Türkiye’nin kendilerine paralel, politikalarını destekleyen bir tutuma zorlanacağı hesaplanıyor.

Bu gerçeklerin ışığı altında, ulusal çıkarlarımızı bir kenara bırakıp teslimiyetçi bir yol izlemediğimiz sürece, ADL’nın yaptığına benzer mesajlar alacağız. Bunları hesaba katarak, dikkatli ve hazırlıklı olmak, şaşırmamak mecburiyetindeyiz.

Millî çıkarlarımızı, hukukumuzu korumanın yolu ADL’den yahut Washington’daki, Brüksel’deki lobilerden destek dilenmek değil, kendi gücümüzü, imkânlarımızı akıllı politikalarla, doğru yöntemlerle kullanmak, Millî politika mecburiyetinin bilincinde olmaktır.



Türk Ocakları Genel Merkezi İletişim Grubu

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü