Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Geçen Otuz Altı Yılın Düşündürdükleri

23 Temmuz 2010
İrfan AKAY

Yaşlandıkça nasıl geçerse geçsin mazinin hayali bile cihan değer oluyor. Geçtiğimiz 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtının yıl dönümü idi. Hatıralarını hâlâ canlı tuttuğum bu harekât 36 sene geçmesine rağmen dün olmuşçasına hafızamda tazeliğini koruyor. Yaş ilerledikçe mazi düşünülür ve geçirilen yıllar kadarı geleceğe eklenirse, geleceğin geçmişteki kadar uzun olmayabileceğinin, üstelik kazalar,belalar dahil hayatın ne gibi sıkıntılar ve üzüntüler getireceğinin bilinmezliği ve endişesi insanı bayağı hüzünlendiriyor. Bu yazıyı yazarken ben de 60 sene önce şimdi öte dünyada olan dedelerimin konumunda olmanın verdiği haleti ruhiye ile kederlendim.

Türk Ordusu sayesinde Rumların zulmünden ve baskısından kurtulan Kıbrıs Türkleri 1974 tarihi itibariyle bu günlerde en verimli bir yaş olan 36. ncı yaşlarını yaşamaktadırlar ve K. K. T. C nde devlet etme dahil her türlü kararı alabilecek durumdadırlar. Eğer bunlara dedelerinin,babalarının, annelerinin ,nenelerinin çektikleri anlatılmış ve Rumun ne olduğu öğretilmişse,en önemlisi milli bir benlik verilmişse tekrar: “Yes be Annem! “ diyerek daha önce yaptıkları hatayı yapmayacaklardır. Kendilerini Türk hissediyorlarsa yapmamaları da gerekir. Aksi halde 1571 fetih yılı dâhil günümüze kadar Kıbrıs için şehit olanların vebali onlara bu dünyada bile huzur vermez; daima zillet içinde olurlar.

. İki yüz yıldan beri Batılıların Türkiye aleyhinde oynadığı oyunlar hiç değişmemiştir. Daima içimizde bunların uşakları olmuş, millî duruş ve direnişleri sabote etmişlerdir. Bu konularda en basit bir misal olarak, yeri gelmişken gururla katıldığım Barış Harekâtından üç ay bile geçmeden Ankara’da Ekim ayında çekinmeden, utanmadan Kızılay’da “Faşist Türk Ordusu Kıbrıs’ı terk et diyen bir gazete parçasını satanları gördüğümde beynimden vurulmuşa dönmüş, olarak o gazeteyi alarak herkesin gözü önünde yırtıp attığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Aynı zamanda korkmuştum da; çünkü arkamda kimse olmayabilirdi. O zamanlarda da ülkemizin meydanları tekin değildi ve halklara özgürlük vadeden kelli felli partilerimiz bile vardı. Bakmayın şimdi herkesin sütten çıkmış ak kaşık kesildiğine. (!)Her gün basından ve televizyonlardan edindiğimiz terör olayları ve hainlikler düşüncelerimi işgal ettiğinden Kıbrıs Barış Harekâtının yıl dönümü vesilesiyle Türklük ve vatan düşmanlarının neler yaptığını nefretle hatırladım.

Tekrar belirtmekte fayda var. Kıbrıs Türkü aklandı. Son cumhurbaşkanlığı seçiminde bilinen çevrelerin menfi baskısına rağmen millî açıdan rüştünü ispat etti; inşallah Anadolu Türklüğü de millî konularda yanlış yapmaz ve Türklüğü dışlamak isteyenlere gereken cevabı her vesile ile verir. Bunun için küresel rüzgârların hızlıca estiği, Soros’cuların kol gezdiği, ABD ve AB uşaklığı yapanların seslerini yükselttiği günümüzde millete yol göstermek için bütün milliyetçiler Samsun Havza yolunda olduğu gibi birer Mustafa Kemal gibi davranmaya hazırdırlar.

1974 ,2010 arası 36 yıl geçtiği aklıma düşünce bir zamanlar altı yaşında iken 1950 yılında “eli taş tutanı harbe götürdüler” deyen nenemin ve gazi dedelerimin anlattıkları seferberlik anılarının üzerinden de 36 yıl geçmişti ve onlar o günleri hatırlayınca heyecanlanırlar ve hüzünlenirlerdi. Şimdi be de aynı konumdayım ve hüzünleniyorum. O tarihlerde çekirge bile yediklerini anlatan atalarımızdan bu gün maddeten daha iyi bir konumdayız ama maalesef manevi bakımdan daha iyi olduğumuzu ifade edemeyeceğim. Giderek manevî yönden zayıfladığımızın idrakiyle, millî kimliğin temelini din oluşturduğu ilmî gerçeğini göz önüne alarak, camiye gidenlerin fişlendiği bir zamanda, dini konularda bazı müdahalelerin yanlış olduğunu ifade ederek bilmem ne gurubunun üyesi yetkili birisine sorduğum “Madde ve manânın sentezi olan insanın manevi tarafının dinle doldurulması gerekmez mi?”sorusuna karşı, verilen: “Manevi boşluk olmaz, boşluk kafada ve cepte olur” cevabındaki düşünceye itibar eder bir hale geldiysek eğer geleceğimiz karanlıktır. Nitekim aynı şahıs kulak misafiri olduğum bir toplantıda yanıdakilere fısıldayarak temel eğitin süresince Kur’an öğrenmenin yasaklanması münasebetiyle :”Bu iş tamamdır. 14 yaşından sonra kimse dini öğrenemez; böylece yobaz değil, müspet düşünceli nesiller yetiştirilecektir” demişti. O kişinin yetişmesini arzu ettiği nesiller elbet Asımın nesli olamazdı ve şimdilerde revaçta olan ve senelerdir milletin yozlaşması için yazıp çizenlerden bazılarının ifade ettiği gibi:”Vatanı bir kadın memesine değişirim. ”diyebilenlerin çoğunlukta olduğu bir nesil olurdu. Bütün bunları geleceğimiz çocuklarımıza millî bir kimlik aşılanmasının önemini vurgulamak için yazıyorum. Sağdan gösterip soldan vurdum. Kimse :”İrfan gene uçmuş” demesin.

Bu yazıyı yazarken Hakkari’de gene şehitler verdik. Lanet olsun. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Terörü kökünden temizlemek için kimsenin gözünün yaşına bakmadan artık bir şeyler yapılmalı diye yetkililere seslenmek istiyorum. Eğer içlerinden çıkan PKK eşkıya ve canilerini tasvip eden bir halk varsa onlarla da selâmı sabahı kesmeyi düşünür hale geldim. Bin yıldan beri bu topraklara Türkiye, üzerinde yaşayanı halka Türk, Ordusuna da Türk Ordusu denmiş. Bu topraklarda Türk adından başka ad arayanlar tarihi bilmeyenler, hainler, alçaklardır. Vesselâm.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü