Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Anma Günleri

16 Mart 2009
Dr. İrfan AKAY

Mart ayında tarihimizde makale konusu ve anılmaya değer olaylar meydana gelmiştir.12 Mart M. Akif Ersoy tarafından yazılan İstiklâl Marşımızın kabulünün yıl dönümüdür.Burdur Türk Ocağı olarak bir çok def’a konferanslarla andık.Şükürler olsun günümüzde başta Mehmet Akif Ersoy’un adını taşıyan gururumuz üniversitemiz olmak üzere bir çok kuruluş anıyor.Bu günü vesile ederek milli mücadelenin ne şartlarda ve zorluklarla kazanıldığını genç nesillere anlatmamız gerektir. Bu arada T.B.M.M.ne sunulan diğer şiirlerle mukayese edildiğinde Milli marşımızın içerdiği anlamların ay yıldızlı al bayrağımızın doğuşunda olduğu gibi ilâhi kaynaklı ve sanki kutsi bir makamdan yazdırıldığı inancımı belirtmeden geçemeyeceğim.

14 Mart Türkiye’de Avrupaî anlamda ilk Tıp Fakültesinin açılmasının yıl dönümüdür.Tıbbiyeye başladığım 1961 yılından beri bu günün farkındayım Bu günü daha önceleri coşku ile kutladığımızı hatırlıyorum da bize ne oldu da eski kutlamaları yapamaz olduk diye aklımdan geçiyor.Kırk iki yılı doktor olarak, altı yılı da tıbbiyede geçen kırk sekiz yıllık meslek hayatımda, yani neredeyse yarım asırda ülkemizde sosyolojik olarak, tıpta da ilmî olarak çok şeyler değişti. Popülist politikalar nedeniyle artık doktorluk sevilerek yapılacak meslek olmaktan çıktı.Doktorluk mesleği eski saygınlığını kaybetti. Nokta kadar bir lekenin bile olmaması gereken beyaz önlükleriyle doktorların kusursuz olabileceğini iddia etmek onların da insan oldukları düşünülürse elbette abestir, fakat hastaların arasında da doktoru çileden çıkartan davranışlarda bulunanlar az değildir.Doktor umumiyetle kendine yapılan menfi tavırlardan şikâyetçi olamaz. Şikâyetçi olmak istese de:”Sen doktorsun. Affedici olmalısın” diye birileri vazgeçirtir.Halen hasta hakları yürürlükte, bir de doktor hakları önem arz etse eminim mahkemelerin gündemini doldurur Yetkililere arzuhaldir.

Ben mesleğimin resmî olarak son aylarını yaşıyorum Sistemin iyi çalışmaması nedeniyle poliklinikte baktığım hastaların yüzde onu gayri ciddi ve uzmanlık dalımla ilgili değil. Sırf bu yüzden çoluk çocuk, grip nezle demeden bakılan hastaların yanında ciddî dahili hastalarla yeterince ilgilenemiyorum. Ayrıca her gün devletten aylık ücret almak gayesiyle yaşlı ana ve babalarına bakıma muhtaçtır raporu düzenlenmesi için günlerce hastane kapılarında bekleten bir zihniyetin ve sapasağlam ve genç oldukları halde yeşil kartlarını sanki şeref madalyası imiş gibi taşıyanların giddikçe çoğaldığını görmek dinim adına Türklüğüm adına bana ızdırap verir hale geldi. Öte yandan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da nerdeyse bütün vatandaşların yeşil kartlı olmaları ayrı bir üzüntü kaynağı.Bu durumların 14 Mart Tıp Bayramı ile ne ilgisi var denilebilir. Doktor ve hemşirelere uşakmış gibi davrananların devlete, millete hiçbir faydaları olmayan insanlar arasından bilhassa mahkumlar arasından çıktığını gözlemledim de onun için düşüncelerimi yazdım. Bundan böyle her şeyi satılabilen halka hizmetin bir anlamı kalmadı diye düşünüyorum. Bu yüzden tıp mesleğinin de benim yanımda bir cazibesi de kalmadı.Allah bundan sonra meslektaşlarımın yardımcısı olsun..

Önümüzdeki günlerde 18 martı ve Nevruz’u değişik bir açıdan yazacağım.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü