Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Lozan’dan Sevr’e mi?

01 Eylül 2010
İsmail ACAR

MİLLÎ ve ÜNİTER DEVLETİMİZ TEHDİT ALTINDA

Günümüzde Küreselleşme, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ve AB dayatmaları, insan hakları, azınlık hakları, demokratikleşme, demokratik haklar, demokratik Anayasa en son da “demokratik açılım” ve benzeri kavramlar arkasına sığınan, “Siyasi İslâmcılar”, “İkinci Cumhuriyetçiler” , “Etnik bölücüler” , “Azınlık ırkçıları”, “Mozaikçiler”, “Çok Kültürcüler”, “Eski Marksist yeni Liberaller” ve benzerleri destek aldıkları dış güçler ve küresel sermaye ile el ele vermişler; Türkiye Cumhuriyeti’nin millî ve üniter yapısını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve sahibi Türk milletinin kimliğini tartışmaya açmaktadırlar.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkesi, “millî devlet” ve “üniter devlet” olma özelliği tartışılmaktadır. Millî devlet, tek milletli devlet”, “kurucusu ve sahibi tek millet olan devlet”; “üniter devlet, tek merkezli-merkezî devlet” demektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin “millî” ve “üniter” devletolma özelliği etnik fitne kullanılarak çeşitli oyunlarla aşındırılıp yok edilmeye çalışılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsiyeti ve dönemi tartışmaya açılmakta; Şeyh Sait ve Dersim (Tunceli) isyanları bastırıldı diye neredeyse suçlu ilân edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin en gözde kurumu göz bebeğimiz ordumuz çeşitli entrikalarla gözden düşürülmeye çalışılmaktadır. Kısaca, insanlarımızın zihninde millî devlet ve Türk Ordusu kavramları yıpratılmaktadır.

Millî Mücadele ile yırtılan Sevr paçavrası, tekrar gündeme getirilip uygulanmak istenmektedir. 12. yüzyıldan beri adı Türkiyeyani “Türk ülkesi”, “Türk vatanı” olan Anadolu coğrafyasında bin yıllık Türk hakimiyeti sona erdirilmek istenmektedir. Bir yandan “millî” ve “üniter” devletimiz Türkiye Cumhuriyeti çökertilip “Anadolu Federe Devleti” veya benzeri bir devlet haline getirilmeye çalışılırken diğer yandan da Anadolu coğrafyasında Sevr ile başaramadıkları “Ermenistan” ve “Kürdistan” devletçikleri kurdurulmaya çalışılmaktadır. Millî birlik ve bütünlüğümüz, dışarıdan ve içeriden “etnik fitne” kullanılarak parça parça edilmeye çalışılmaktadır. Atatürk’ün, Millî Mücdele’ye başlarken yayımladığı Amasya Tamimi’ndeki, “Vatanın bütünlüğü milletin istiklâli tehlikededir.” tespit ve ifadesi yeniden gerçeklik kazanmaktadır.

Bütün tehdit ve tehlikelerin önünde engel olarak da başta Atatürk olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti’nin millî ve üniter yapısını, Türk ordusunu ve Türk milliyetçiliğini görmektedirler. Bu sebeple bu üç unsur dış ve iç şer güçlerin hedef tahtasıdır.

Bütün bu oyunlar oynanırken Türk milleti, dinî-manevî duyguları sonuna kadar istismar edilerek uyutulmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu fikri-felsefesi Türk milliyetçiliğidir. Ne var ki Atatürk’ün ölümünden ve özellikle “1944 milliyetçilik olayları”ndan sonra Türk milliyetçiliği ile devlet arasında gittikçe artan bir soğukluk girmiştir. Atatürk’ün Türkçü politikaları yerine 1940’lı yıllardan sonra devleti idare edenlerce takip edilen Batıcı-Hümanist politikalar yüzünden veya bu politikalar gereği Türk milliyetçiliği devlet politikalarından dışlanmış hale gelmiştir. Bütün bunların üstüne Atatürk ve inkılâplarının yıllarca Marksist-Sosyalistlerce “devrim” , “devrimcilik” kavramları aracılığı ile yıllarca istismar edilmesi; günümüzde bile çağdaşlık, lâiklik, vb kavramlar arkasında Atatürk ve Cumhuriyet adına Türk milletinin millî-manevî değerlerine saldırılması buna eklenince fikirce hazırlıklı bulunmayan bazı milliyetçilerin zihninde bile -belki farkında bile olmadan- Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk hakkında tereddütler ve soru işaretleri belirmiştir. Bunda Atatürk’ü, Türk milliyetçiliği dışına çıkarmak ve Türk milliyetçiliği ile Atatürk’ü birlikte düşündürmemek için üretilmiş “Atatürk milliyetçiliği” teriminin de rolü olmuştur.

Yıllarca Atatürk ve Cumhuriyet savunuculuğu görüntüsü ile bir taraftan Müslüman Türk milleti ile Atatürk ve Cumhuriyet arasına nifak sokulurken diğer taraftan da din ve manevî değerler adına içten içe Atatürk ve Cumhuriyet aleyhtarlığı işlenmiştir. Günümüzde eski Marksist yeni liberallerle(!) Siyasi İslâmcıların anlaşmalarının sebebi de Atatürk ve Cumhuriyeti hedef almalarıdır. Böylece Türkiye Cumhuriyetini içlerine sindiremeyen siyasi-ideolojik anlayış veya anlayışlar, ortak hedefte birleşmişlerdir. Hedef, millî ve üniter devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir

Dinî-millî değerlerine bağlı bazı vatandaşlarımızın hatta bazı Türk milliyetçilerinin, Atatürk ve Cumhuriyet’e olumsuz bakmalarının sebebi, yukarıda belirttiğimiz olumsuz propagandalar olmakla birlikte gerçek sebep yeterli bilgiye sahip olunmamasıdır. Kısaca Atatürk ve Cumhuriyet, Türk milletine doğru anlatılmamış; anlatılamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin varlık sebebi olan millî-manevî değerler üzerine kurulmuştur. Başta Atatürk olmak üzere kurucuları da millî-manevî değerlerimize bağlı insanlardır.

Türk milliyetçiliği, Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin manevî savunma silahıdır. Onun için her fırsatta Türk milliyetçiliği ve milliyetçileri kötülenip gözden düşürülmeye çalışılmaktadır. Türkiye’nin “sadece Türklere ait olmadığı” açıkça ifade edilebilmekte; özerklik veya federasyon istekleri ile Anadolu coğrafyasındaki bin yıllık Türk hakimiyetine son verilmek istenmektedir. Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti için bundan daha büyük tehdit ve tehlike düşünülebilir mi?

Türk milleti ve bugünün Türk milliyetçileri şunu bilmeli:

Türkiye Cumhuriyeti, dünkü Türk milliyetçilerinin Bugünkü Türk milliyetçilerine emanetidir.

Bütün Türk milliyetçilerine gönüller dolusu sevgi ve selâmlar.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü