Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Osmanlı’da Bir Olağanüstü Hal Uygulaması; Ahmet Cevdet Paşa Ve Fırka-İ Islâhiye

26 Aralık 2009
M. Fatih SANSAR

Değerli okuyucular, Prof. Dr. Mümtazer Türköne’nin “Osmanlı Öcalan’ı Paşa Yapardı” sözleri yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. 21 Ekim 2009 günkü Akşam Gazetesi’nde Şenay Yıldız’ın sorularını cevaplayan Türköne, Osmanlı Devleti’nin, “isyanları bastırırken elebaşlarını affedip uzak bir vilayete gönderdiğini, maaş ve paşalık rütbesi verdiğini” belirtti. Devamında ise “Osmanlı mantığıyla bakarsanız Apoya paşa rütbesi verilebilir.” diyerek teröristleri affetme fikrini kamuoyunun zihninde masumlaştırmaya çalıştı. Örnek gösterdiği olay ise, Ahmet Cevdet Paşa’nın 1860’lı yıllarda Çukurova’daki iskân faaliyetleri sırasında Kozanoğlu Ahmet Ağa’ya paşalık verilmesidir. Bu örnekten yola çıkan Türköne, Osmanlı gibi büyük düşünmeyi tavsiye ettikten sonra Bölücübaşı’nı Bodrum Türkbükü’nde paşa rütbesiyle ikamet ettirmeyi uygun gördü. Fakat son söz olarak “Cevdet Paşa olsa böyle yapardı” diyerek Ahmet Cevdet Paşa’yı da bu işe katmayı ihmal etmedi. Sayın Türköne 23 Ekim 2009 tarihli köşe yazısında konuyu devam ettirmiştir.

Prof. Dr. Mümtazer Türköne’nin sözünü ettiği ve Ahmet Cevdet Paşa’nın “Tezakir” adlı eserinde anlattığı konu hakkında akademik çalışma yapan birisi olarak bu konuda hazırladığımız tez, Osmaniye Valiliği tarafından 2006’da kitap olarak basılmıştır. Ayrıca “bölgedeki hanedan ailelerin sürgün edilmesi” konusunda yazdığımız bir makale, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’nde yayınlanmıştır. Aslında bahsi geçen konu incelendiğinde Ahmet Cevdet Paşa’nın Fırka-i Islahiye ordusu ile Çukurova’daki faaliyetleri bir “Olağanüstü Hal” uygulamasının beklide ilk örneği olduğu görülecektir.
Konunun özü, şöyledir: Osmanlı merkezi otoritesinin zayıflaması ve yönetimin bozulmasına paralel olarak Çukurova’da bulunan göçebe Türkmen aşiretleri, ağalar, beyler, ayan denilen yerel güçler devlet otoritesini tanımaz olmuşlardır. Ülkenin en verimli arazisi olan Çukurova, ziraat yapılamayan, terkedilmiş adeta virane bir halde bulunmaktadır. Devlet, bölgede merkezi otoritesini yeniden tesis etmek amacıyla hem bu ağa, bey veya ayanları (hanedan aileler) tasfiye etmek hem de Türkmen aşiretleri iskân ederek tarımla uğraşmalarını sağlamak istemektedir. Aynı zamanda bu harekât Tanzimat’ın Çukurova’da uygulanması için atılan bir adımdır. Bu amaçla İstanbul’da “Fırka-i Islahiye” adı verilen bir ordu hazırlanarak Çukurova’ya gönderilir. Ahmet Cevdet Paşa ordunun mülki amiri olarak ıslahat işini yürütecektir. Ordu komutanları geniş yetkiyle donatılmış ve bölgede asayişin her ne pahasına olursa olsun yeniden temin edilmesi istenmiştir.

1865 yılı Mayıs’ında birkaç vapurla İstanbul’dan yola çıkan Ahmet Cevdet Paşa ve 15 taburdan oluşan ordusu İskenderun yakınlarında karaya çıkar. Önce Hassa ve İslahiye bölgesinde devlet otoritesini tesis ederek bu iki kasabayı kurar. Buradan hareketle Bahçe üzerinden Osmaniye’ye gelir. Osmaniye kazasını kurar ve buralarda Cerit, Tecirli gibi konar-göçer Türkmenleri iskân eder. Ardından Kadirli kazasının iskan ve ıslahatını tamamlayarak Kozan bölgesine geçer. Bu sırada Kozan ve çevresini yıllardır idare eden ve köklü bir Türkmen ailesi olan Kozanoğulları bulunmaktadır. Ahmet Cevdet Paşa, Kozanoğulları’nı Kozan’dan çıkarmak ve bölgede devlet otoritesini sağlamak istemektedir. Kalabalık bir aile olan Kozanoğulları’nın çoğu orduya itaat ederek bağlı kalırlar. Kozanoğlu Ahmet Ağa eskiden beri Kozan’ı yöneten ve devlet tarafından resmen kabul edilen bir konumdadır. Cevdet Paşa, Ahmet Ağa’yı bölgeden çıkartırken, onun bölgedeki itibarını, Farsak ve Avşar Türkmenleri üzerindeki etkisini göz önüne alıp, terfi ettirerek Kütahya sancağa tayin etmiştir.

Kozanoğulları’nın bütün fertleri önce yakın mahallere (Kayesir, Sivas) gönderilir. Fakat Kozanoğlu Yusuf Ağa’nın kaçarak isyana kalkışması, yakalandığında tekrar kaçma çalışırken ölmesi üzerine tedbirler sıkılaştırılır. Bütün Kozanoğlu fertleri, Ahmet Paşa’da Kütahya’dan alınarak, İstanbul’a gönderilir. Tehlikeli olanlar Tuna Vilayeti’nde Vidin ve Niş’te hapse gönderilir. Diğerleri ise İstanbul’da satın alınan bir konağa yerleştirilerek bir miktar maaş tahsis edilir. Kesinlikle Kozan’a dönmelerine izin verilmediği gibi Kozan’daki malları mülkleri de hazineye kaydedilir. Cevdet Paşa, bölgede görev yaptığı süre boyunca Çukurova ve çevresinde bu şekilde hakimiyet kurmuş bütün hanedan aileleri bölgeden çıkarır. Menemencioğulları, Küçükalioğulları, Alibekiroğulları, Gökvelioğulları gibi aileler yanında birçok ağa ve aşiret beyi sürgüne gönderilir. Bölgeden çıkarılanların sayısı otuzdan fazladır ve yanlarında aileleri de bulunmaktadır. Mesela Mersin Limanı’ndan gönderilen kafilede 58 kişi bulunuyordu.
Kozanoğlu Ahmet Ağa’nın paşa yapılması olayı örnek gösterilerek, PKK teröristlerini affettirmeye çalışmak büyük bir talihsizliktir. Zira Ahmet Ağa ve Kozanoğulları Varsak Türkmenlerinin ağası ve Kozan’ın müdürüdür. Eskiden Kozan ve çevresinde kendine göre bir hakimiyet kurmuş olsa da, gelip orduya bağlılığını bildiren ve devletin otoritesini kabul eden itibarlı bir Türkmen Beyidir. Ahmet Ağa bu iyi halinden dolayı Cevdet Paşa tarafından Kütahya Kaymakamlığına tayin edilmiştir. Buna rağmen bu görev göstermelik olup, kısa süre sonra İstanbul’a alınarak gözetim altında tutulmuştur. Başka da paşalık verilen kimse yoktur. Bu kişilerden pişman olan, başından itibaren orduya yardım edip devlete bağlı kalanlar İstanbul veya yakın mahallerde bir miktar maaş ve bir memuriyete atanmış, buna karşılık memleketindeki bütün mallarına el koyulmuştur. Fakat devlete karşı isyana devam eden veya orduya mukavemet edenler ise Balkanlar’da Tuna Vilayeti’ne gönderilerek hapsedilmişlerdir. Hatta isyan eden Yusuf Ağa yakalandığında tekrar kaçmak isterken öldürülmüş, Cevdet Paşa bu öldürme olayını kendi deyimiyle “kim yapmış, nasıl olmuş diye kurcalamamıştır.” Çukurova’dan sürgüne gönderilen hanedan ailelerini ve sürgün yöntemini, üstelik Ahmet Cevdet Paşa’nın adını kullanarak, PKK teröristleri ve Öcalan’ın affedilmesiyle bağdaştırıp dayanak göstermek Cevdet Paşa’nın kemiklerini sızlatmış olmalıdır. Eli kanlı teröristlerle eş tutulan Çukurova hanedan aileleri içinden, Hatay’ın ilk ve tek Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen gibi isimlerin çıktığı unutulmamalıdır.

Tarih yazan yapana sadık kalmalıdır. Eğer Ahmet Cevdet Paşa ve Fırka-i Islahiye Ordusu günümüzde örnek gösterilecekse, bir “olağanüstü hal uygulaması” ve “bölgedeki ağaların, aşiret yapısının tasfiye edilmesi” meselesine örnek gösterilebilir. Zira Cevdet Paşa, Çukurova’dan sonra fırsat bulunur ise Doğu taraflarının da itaat altına alınacağını belirtir. Fakat buna fırsat bulunamamıştır. Bugün hala Güneydoğu’da onlarca köyü, binlerce dönüm arazileri elinde tutan aşiret ağaları ve buna benzer feodal yapılanmalar bulunmaktadır. Üstelik bölgenin gariban ahalisi bu ağaların elinde kalarak, Cevdet Paşa’nın deyimiyle “devletin nimetlerinden hissedar” olamamaktadır. Ahmet Cevdet Paşa olsaydı, önce bölgedeki aşiret ve toprak ağalarını tavsiye eder, sonra da devlete silah çekenleri bir bir yakalayıp hapsederdi demek daha doğru olacaktır. Şu da unutulmamalıdır ki, Osmanlı bu uygulamayı en zayıf, güçsüz ve dış desteğe muhtaç olduğu bir dönemde Tanzimat yıllarında yapmıştır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü