Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Fransa Yeni Bir İslamofobi Dalgasının Önünü Açtı

30 Ocak 2012

Fransız Senatosu, Avrupa’nın ortasında ifade özgürlüğünü dâra çeken yasa tasarısını aynen kabul etti. Bu sonuç çok az kimseyi şaşırtmış olmalı. Türkiye’yi bir kenara bırakın, Paris sokaklarında görüşü sorulan aklı başında herkes, resmen savunulan gerekçelerden ziyade siyasi ve stratejik kaygılarla hareket edildiğini söylüyor.

 Elysee Sarayı’nın uykularını kaçıran politik dengeleri artık neredeyse ezberledik. Fransa, Cumhurbaşkanlığı yarışına hazırlanıyor. Seçim sistemi iki turlu. Anketlere göre Sosyalist aday yarışı önde götürüyor. Seçmenlerin yaklaşık % 23,5’i ikinci sıradaki Sarkozy’yi, % 21,5’i de aşırı sağın adayı Jean Marie le Pen’i destekliyor. İlk turda hangisi ikinciliği yakalarsa, sonraki turda François Hollande’nin karşısına sağın adayı olarak çıkacak. Yani, aralarındaki gittikçe azalan farkın kapanması, nihai sonuç bakımından çok önemli. Bu durum cemaat oylarının cazibesini arttırıyor. Fakat yasa, zannedildiği gibi Fransız Ermenilerinin mevcut siyasi tercihlerini değiştirmeyecek. Çünkü, zaten oy verdikleri siyasi partilerin hepsi bu kanunu destekledi. Sarkozy başka bir şey yapmaya çalışıyor. Gittikçe kabaran İslamofobik duyguları okşayarak, Le Pen’e yönelen ırkçı kitleye göz kırpıyor.

İslamofobi/İslam korkusu, 90’ların ortalarından itibaren daha sık duymaya başladığımız bir kavram. Doğum yeri İngiltere. Tıpkı anti-semitizm gibi, özel nefrete dayanan bir ırkçılık kategorisini anlatıyor. Buradaki “İslam” ifadesi, kişinin dindarlığına değil aidiyetine atıf yapıyor. Müslüman bir ülkeden ya da aileden geliyorsanız, Batı toplumuna bireysel hayatınızda bütünüyle entegre de olsanız bu yeni tip ırkçılığın menzilinde kalıyorsunuz. Batı’da 11 Eylül’ün ardından ivme kazanan İslam karşıtlığı, yalnızca kültürel yahut siyasi bir tutum olmaktan hayli zamandır çıktı. Şiddet eşikleri hızla aşılırken ekonomik krizin de etkisiyle İslamofobik terör Avrupa’nın en ciddi sorunu haline geliyor. İslamofobi mağdurları, çok geniş bir yelpazeye yayılıyor. Avrupa’daki Müslüman göçmenler doğal olarak namlunun ucundalar. Dönerci cinayetlerinde katledilen Türkleri hatırlayın. Ama bu yeni ırkçılık en çok canı Avrupalılardan aldı. Geçen yıl 22 Temmuz’da yaşanan saldırıdan söz ediyorum. Oslo’da İşçi Partisi’nin gençlik kampını basan Anders Behring Breivik, 77  kişiyi öldürdü. Saldırıdan 151 kişi de yaralı kurtulmuştu.

Norveç saldırısını diğer İslamofobik terör eylemleri arasında özellikli bir konuma yerleştiren şey, yalnızca aldığı can sayısı ve doğrudan Avrupalıları hedeflemiş olması değil. Breivik arkasında kendisini bu terör eylemine sevk eden sebepleri anlattığı 1581 sayfalık bir döküman bıraktı. “2083: Bir Avrupa Bağımsızlık Deklarasyonu” başlıklı İngilizce metin, maalesef internet üzerinden İslamofobik ideolojiyi beslemeye devam ediyor. Konumuz bakımından ilgi çekici olan nokta, Breivik’in 1915 olaylarına sık sık atıf yapması. Tam 31 defa “Ermeni Soykırımı”ndan bahseden Breivik, bütünüyle diyasporanın perspektifini yansıtan bir tarih yorumunu Türklere ve Avrupa’daki diğer müslümanlara karşı beslediği düşmanlığın gerekçeleri arasında sayıyor. Biriktirdiği nefretin ilk kurbanı ise, çok kültürlülüğü savunarak müslüman göçünü teşvik etmekle suçladığı Avrupa solu oldu.

Yazdıkları, Norveçli teröristin mantık zincirinin şu şekilde işlediğini gösteriyor: Avrupa medeniyetinin temellerini yıpratan göçmen Türkler ve diğer müslümanlar ülkelerine geri dönmeliler. Çünkü kültürel bakımdan yabancı oldukları bu topraklarda zenginleşmelerine rağmen entegrasyon için en ufak bir çaba göstermiyorlar. Zaten tarihleri ve sıkı sıkıya sarıldıkları kimlikleri, Avrupa’ya düşmanlık üzerine inşa edilmiş. Ermeni soykırımı gibi olaylar, ne kadar barbar olduklarının delili. Ellerine fırsat geçerse, aynı şeyleri Avrupa’da da tekrarlayacaklar. Onları ülkelerine göndermekten başka çıkar yol yok. Ancak Avrupalıların tamamı tehlikenin farkına varmadan bir şey yapmak mümkün değil. Marksizm ve türevi ideolojiler ise savundukları çok kültürlülükle bunu engelliyorlar. Avrupa’nın kurtuluşu için önce içerdeki düşman bertaraf edilmeli.

Bu manzara, diyasporanın 1915 olayları üzerinden yürüttüğü nefret kampanyasıyla, yakın tarihin Avrupa’da en çok can alan “evde yetişmiş” teröristini tam bir bumerang hikâyesinde buluşturuyor. Siyasi sebeplerle parlamentoları da alet ederek beslenen kin ateşi, her sönmeye yüz tutuşunda altına odun atanların ellerini bu gidişle gelecekte de pekala yakabilir. Pusuda bekleyen ırkçı gruplar, nefret ideolojilerinin dayanakları kanunlar tarafından inkarı ceza gerektiren mutlak hakikatler ilan edildiğinde eyleme geçmek için cesaret bulmazlar mı?

Fransa’da kabul edilen yasaya bir de bu gözle bakmayı denerseniz, resmi gerekçesiyle yaratacağı fiili etki arasındaki muazzam uçurumu hemen fark edeceksiniz. İsterseniz tahlilimize sürekli atıf yapılan resmi gerekçeye, AB’nin çerçeve kararına göz atarak devam edelim.

28 Kasım 2008 tarihli AB Konseyi Çerçeve Kararı’nın tam başlığı; “Irkçılığın ve Yabancı Düşmanlığının Bazı Biçimleri ve İfade Ediliş Tarzları ile Ceza Yasaları Yoluyla Mücadele için AB Çerçeve Kararı”. Kararın ilk maddesinin (a) bendinde cezalandırılması istenen fiiller şunlar: “bir grup şahsa veya böyle bir gruba mensup bir kişiye karşı, ırkı, rengi, dini veya herhangi bir ırka, milliyete veya aileye mensup olması nedeniyle şiddet veya nefreti açıkça teşvik etmek.” Soykırımla ilgili bahis de aynı maddenin (c) bendinde yer alıyor: “ırk, renk, din, soy veya ulusal ya da etnik kökeninden ötürü bir grup insan veya böyle bir grubun bir mensubuna karşı işlenmiş olan soykırımı, insanlığa karşı suçları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsünün 6, 7 ve 8. maddelerinde tanımlanan savaş suçlarını, böyle bir gruba veya grubun bir mensubuna karşı şiddet veya kini teşvik edecek biçimde açıkça övmek, inkâr etmek veya kabaca önemsememek.”

Açıkça görülüyor ki, çerçeve kararın hedefi ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını önlemek. Soykırımla ilgili hüküm de bu amaca hizmet etmek için konulmuş. Halbuki somut bağlamını dikkate aldığımızda Fransa’da kabul edilen yasanın Çerçeve kararın hedefleriyle tam bir tezat teşkil ettiğini kolayca görüyoruz. Meramımızı daha açık ifade edebilmek için kabul edilen kanunu önce Almanya örneğine uygulayalım. II. Dünya Savaşı’nda Almanlar, Yahudilere karşı soykırım suçu işlediler. Yahudiler o zaman olduğu gibi bugün de Almanya’da küçük bir “azınlık”tan ibaretler. Geçmişteki soykırım tecrübesi yüzünden çoğunluğu benzer bir suça tahrik edebilecek ideolojilerin yayılmasından tedirginlik duyulması çok doğal. Çerçeve karar, tarihi deneyimler ışığında azınlığı güçlü çoğunluğa karşı koruyor. Ötekileştirilmelerini ve baskı altına alınmalarını engelliyor.

Oysa, Ermenilere soykırım yaptığı iddia edilen Türkler, Fransa’da çok küçük bir göçmen azınlık halinde yaşıyorlar. Fransız toplumunun yasalarla korunmaya muhtaç en zayıf halkasını oluşturuyorlar. Yani arkasındaki mantığa baktığımızda, çerçeve kararın Fransa’ya Türkler ve Cezayirliler gibi göçmen toplulukları çoğunluk karşısında koruyacak bir içerikle uyarlanması gerekiyor. Örneğin Cezayir soykırımı tanınarak inkarı suç sayılsaydı, Çerçeve kararın ruhuna uygun davranılmış olacaktı. Tam aksine Fransa, bu ülkede yaşayan Türkleri çoğunluk nezdinde daha fazla ötekileştirerek İslamofobiyi kaşıyacak bir garabete imza attı.

Bu garabetin endişe ettiğimiz gibi bir terör dalgasını cesaretlendirme ihtimali Fransa’nın nasıl bir gözü karalıkla hareket ettiğini gösteriyor. Bu yüzden yukarıda kısaca değindiğimiz iç politikayla bağlantılı sebepler, Fransa’nın aldığı riski ve karşımızda duran vahim manzarayı izah için tek başına yeterli değil. Muhtelif yazılarımızda değindiğimiz gibi, dünyada ve bölgemizde şahit olduğumuz büyük stratejik değişimi de hesaba katmamız lazım. Türkiye’nin bölgesinde yükselen profili ve Kuzey Afrika’dan başlayarak Ortadoğu’nun neredeyse bütününe uzanan Türkiye-Fransa rekabetinin dinamiklerini iyi kavramalıyız. O zaman tarihin, niçin “evvelkilerin masallarından ibaret” olmadığını fark edeceğiz.

Bu farkındalığın doğal sonucu ise, öyleyse ne yapmalıyız sorusuna samimiyetle cevap aramaktır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü