Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İsrail ve İran, ABD Seçimlerinde Kime Oy Verecek?

04 Mart 2012

Ortadoğu’da cehennemî bir takvim işliyor. Zirve toplantıları, ziyaretler, konferanslar, oylamalar ve seçimler… Herkes bu takvime bakarak bölge daha büyük bir alev topuna dönecek mi sorusuna cevap bulmaya çalışıyor. İran’da sandık başına gidilmesiyle söz konusu takvimdeki kritik bir tarihi geride bırakıyoruz. Daha önce yapılacak bir saldırı, Tahran’daki iktidar denkleminde tamamı öngörülemez sonuçlar yaratabilirdi. Mir Hüseyin Musavi’ye yakın isimler, dünya medyasına İran’a yönelik tüm tehditlerin rejimi içerde güçlendirdiğini söylüyorlar. 2009’da yaşananları da göz önünde tutan Tel Aviv ve Washington, şimdiye kadar sıcak bir çatışma için düğmeye basmadı. Bekleyerek oylarını boykotçularla aynı sandığa attıklarını düşünüyorlar.

Bir diğer önemli seçim, Rusya’da yaşandı. Tam seçim öncesinde Moskova’dan gelen Esad’ın arkasında değiliz mesajını nasıl yorumlamalı? Zannediyorum ki Kremlin’in niyetini şu üç şeyi yan yana koyarak anlayabiliriz. Stratfor’dan sızdırılan yazışmalardaki Rusya-İsrail ilişkilerine dair iddiaların yaratması muhtemel diplomatik etki, Putin’in iktidarı sorunsuz devralma arzusu ve perde gerisinde devam eden büyük pazarlıkta gelinen aşama… Rus liderin ABD’yi hiç değilse boş oy kullanırken görmek isteyişi sebepsiz değil. Seçim sonuçlarına bakıp susmayacağını şimdiden ilan eden Rus muhalefeti sokağa yöneliyor. Moskova, hareketli bir bahara hazırlanıyor. 

Atlantiğin ötesinde sonbahara salimen ulaşma planları yapanlar da dikkatlerini “seçmen” davranışları üzerine yoğunlaştırmış vaziyetteler. Ajandamızda kırmızı kalemle işaretlediğimiz bir diğer önemli tarih, Kasım’daki Amerikan seçimleri. Başkan Obama, özellikle ekonomi ve dış politika alanlarındaki icraatını anlatarak ipi göğüslemeye çalışacak. Ekonomik göstergeler çok parlak olmasa da, kriz döneminin panik havası geride kaldı. Demokrat Başkan, Cumhuriyetçi selefinin açtığı uzun ve yıpratıcı savaşlara nokta koymayı bildi. Bunu yaparken de Amerikan halkına “görevin tamamlandığı” hissini başarıyla tattırdı. Anketler, geçtiğimiz dönemde aleyhinde yürütülen akıl almaz kampanyalara rağmen seçilme şansını koruduğunu gösteriyor. Ancak çok küçük bir marjla… Amerikalılar, muhtemel Cumhuriyetçi aday Romney ve Obama isimleri etrafında neredeyse tam ortadan bölünüyorlar. Bazı kamuoyu yoklamalarına göre aradaki fark, terazinin kefelerinden birine düşecek tek kuş tüyünün bozabileceği kadar. Washington, Pazartesi günü o kuşu uçurabilecek bir ismi ağırlamaya hazırlanıyor.
Netanyahu’nun ziyareti öncesinde hızlanan İran’ın nükleer programı hakkındaki tartışma, bu bıçak sırtı denge üzerinde yürüyor. Taraflar birbirlerine, kısacık zaman diliminde değişik formatlarda o kadar çok mesaj gönderdiler ki, müzakere süreci ve argümanlarının kayda değer kısmı medyadan izlenebildi. İlk uzlaşmazlık konusu, İran’ın nükleer programının ulaştığı seviye. İsrail’e göre, kritik eşik aşılmak üzere. Tahran bir kez nükleer tesislerini tamamen korunaklı ve gözlerden uzak alanlara çekerse artık nükleer silah yapması engellenemez. O yüzden askeri müdahale saati geldi.
Amerikan yetkilileri ise tamamen farklı düşünüyorlar. On altı istihbarat kuruluşunun imzasını taşıyan son rapor, İran’ın nükleer silah yapmadığını söylüyor. Amerikalılar, İran bu işe girişse bile müdahale için hayli zaman olduğu görüşünde. Uyguladıkları stratejiye güveniyorlar. Ekonomik yaptırımlar, İran’ın bölgedeki ittifaklarının çözülmesi, ülke içindeki siyasi dengeleri gözeten bir diplomasi ve müzakerelerin oluşturduğu bileşke ile sonuç alabileceklerine inanıyorlar. İsrail’in muhtemel hava harekatının meseleyi çözmeyeceği gibi, daha da içinden çıkılmaz hale getireceğinden endişeliler. Gerilimin seçimlere bakan yüzünde, ani bir İsrail saldırısının ekonomi, güvenlik ve siyaset üçgeninde yaratacağı dalgalanma var. Seçim öncesinde petrol fiyatlarının daha da yükselme ihtimali, Obama yönetimini kaygılandırıyor. Ortaya çıkacak kaosa müdahale zorunluluğunun değişik alanlardaki maliyeti ise telaffuz bile edilmek istenmiyor.
Kasım ayından itibaren taraflar tezlerini ısrarla savundular. Tıkanma noktasına gelindiğinde İsrail ABD’yi haberdar etmeden İran’ı vurabileceğini duyurdu. Gazetelerde okuduğumuz, bir İsrail saldırısı halinde İran’ın karşı taarruzuna Amerika’nın engel olamayacağı haberleri bu çıkışa verilmiş bir cevap. Her iki taraf da birbirlerinin kamuoylarına hitap edebildiğinin farkında. Beyaz Saray’ın İsrail’i yalnız bıraktığı iddiası Kongre koridorlarını elektriklendiriyor. Reuters’ın birkaç gün önce sonuçlarını duyurduğu anket ise, İsraillilerin çoğunluğunun İran’a yönelik ABD desteği alınmaksızın yapılacak askeri operasyonları onaylamadığını gösteriyor.
Son haberler, pozisyonlar arasında bir yakınlaşma yaşandığı kanaatini uyandırıyor. Netanyahu’nun Beyaz Saray’dan kırmızı çizgilerini netleştirmesini, bunlar aşıldığında askeri seçeneği devreye sokacağını alenen söylemesini isteyeceği anlaşılıyor. Bu yüzden Obama’nın “blöf yapmadığını” vurgulayan son beyanatı, iyi hazırlanmış bir ön alma olarak yorumlanmalı. Satır araları dikkatle okunduğunda, Amerikan başkanının aslında yeni fazla şey söylemediğini görüyoruz. İsrailli meslektaşıyla “farklı siyasi geleneklere” mensup olduklarının altını çizişi ise anlamlı. “Siyasi aile” şeklindeki benzer bir nitelemeyi, Sarkozy’ye destek verirken Merkel kullanmıştı. Tüm bu vurgular, yönettikleri ülkelerin somut çıkarlarının dışında, liderleri karşı karşıya ya da yan yana getiren düşünce ortaklıkları ve “ağların” daha çok ön plana çıkacağı bir dönemin habercisi gibi.

Washington misafirini ikna ettiği takdirde, varılan mutabakatın dolaylı etkileri Suriye’den başlayarak Ortadoğu’da kendisini hissettirecek. Esad rejimine müdahaleyi düşünen aktörlerin mühim kısmı, İsrail’in İran’a saldırarak başlatacağı eşzamanlı bir çatışmanın ortasında kalma endişesini taşıyor. Obama, Netanyahu’nun “oyunu” alarak bu soru işaretini silerse, önümüzdeki haftadan itibaren Suriye krizinde yeni gelişmeler beklemeliyiz. Ancak İsrail Başbakanı, önümüzdeki dört yılı bu sefer artık seçim kaygısı da taşımayacak bir Obama yönetimiyle geçirmenin anlamını gayet iyi biliyor. En son istediği şey, “post-siyonizme” giden yolu açacak bir Tel-Aviv Baharı…
Başlığı hatırlatıp, peki bu büyük pazarlıkta İran nasıl bir rol oynayabilir diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Elbette Tahran’ın Amerikan başkentinde İsrail’le kıyaslanabilir bir ağırlığı söz konusu değil.  Ancak Hürmüz tartışması ve İstanbul’un ev sahipliğinde yürüyecek müzakereler, İran’ın kullanabileceği önemli zeminler. Bunları önümüzdeki aylar için not etmek gerekiyor.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü