Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Mısır Darbesi Üzerine Notlar: Galip Sayılır Bu Yolda Mağlup!*

14 Temmuz 2013

İçinde “kriz” kelimesi geçmeyen Ortadoğu analizleri okumayalı ne kadar zaman oldu? Doğrusu hatırlamıyoruz... Ancak Kahire sokaklarında dolaşan tanklar gerilim, çatışma ve belirsizliği normalleştiren bu atmosfer için bile sıradışı. Yaşadığımız zamanlara tarihin gözleriyle bakacak olanlar, Mısır darbesini şimdiden bütünüyle öngöremeyeceğimiz gelişmelerin kavşağı kabul ederlerse şaşırmamalıyız. Örneğin, “Demokratik Darbe” cambazlığı nelere kadir olabilir? Batı, niçin varoluşsal anlamlar yüklediği değerlerin tepetaklak edilişini alkışlarla izliyor? Ortadoğu’daki değişim dalgası, sırtı sıvazlanan statüko bloğunun hamlelerine karşı cevaplar üretebilecek mi? Darbe anından itibaren bu zorlu soruların pek de içimizi açmayan cevapları üzerinde konuşuyoruz. Anlaşılan o ki, tartışmaya da devam edeceğiz.

İlk günlerdeki hızlı gelişmelerin kaldırdığı toz bulutu, Mursi’yi deviren tarihsel bloğun bünyesindeki çelişkileri dikkatlerden gizledi. Şimdi artık sis perdesinin ardına daha kolay nüfuz edebileceğimiz bir mesafede, darbenin “başarısı” kadar, tutarsızlıklarını da görebileceğimiz bir uzaklıktayız. Etrafımızı buradan kolaçan edince, Mısır’ın yeni iktidar koalisyonunun hiç de ahenkli bir yapı olmadığını farkediyoruz. Müslüman Kardeşler yönetimine karşı değişik sebeplerle kabaran öfkenin geleceği kuracak bir enerjiye dönüşmesi hayli zor.

Kitleler Tahrir’e çok çeşitli saikler sebebiyle toplandılar. Mısır’ın ruhu ve kimliği üzerine verilen kavga, elitlerden başlayarak sokağa yayılan bir kutuplaşma ivmesi yarattı. Güç iştahı açık siyasetçilerin iktidar arzusu ve pragmatik beklentileri, demokrasi kültürünün ilk filizlerini verecek zamanı bulamadığı bir iklimde yıkıcı kör döğüşünü başlattı. Kronikleşmiş ekonomik sorunlar da geniş kitleleri hareketlendiren öfkenin birikmesini sağladı. 25 Ocak Devrimi’ni beraber gerçekleştirmiş kesimler arasındaki bu ayrışma, bürokrasiden iş dünyasına kadar tüm alanlarda varlığını koruyan Mübarek dönemi kadroları için yeni ittifak imkanları yarattı. Ordu, imtiyazlarını yapılan anayasada garantilemesine rağmen şüpheyle baktığı iktidarı tamamen tasfiye için hareketlendi. Yaşadığımız çağda, uluslararası toplumun örtülü/açık desteği arkanızdayken darbe yapma fırsatını tepmek kolay olmasa gerek! Körfez sermayesinin Arap Baharı fobisi, demokratik meşruiyetin zırhını bu geniş koalisyon sayesinde delebildi.

Ancak, darbe yönetimi yol haritasını somutlaştırmaya ve kadrolarını kurmaya başladıkça Müslüman Kardeşler iktidarının devrilmesi dışında az ortak paydaya sahip gruplar arasındaki çatlaklar daha kolay seçilir hale geliyor. Koalisyonun fikirler ve çıkarlar bakımından uyumsuz bileşenleri, Mısır siyasetinin yeni dalgalanmalara gebe olduğunun habercisi. Otuz üç maddelik anayasa deklarasyonu, Batılı başkentlerde darbeyi pazarlamak için kullanılan argümanları boşluğa düşürürken, Tahrir eylemcilerinin kafasını da ilk haftadan karıştırdı. Anayasa’da kadın-erkek eşitliğine vurgu yapılmadığından ve İslam’ın geçmişe kıyasla çok merkezi bir yer işgal ettiğinden dem vurarak darbeyi alkışlayanlar Nur Partisi’nin istekleri doğrultusunda gerçekleştirilen eskisinden daha radikal düzenlemelere sessiz kaldılar. İfade ve gösteri özgürlüklerine getirilen sınırlamalar, devlet başkanının üzerinde toplanan olağanüstü yetkiler, Mursi dönemine kıyasla özgürlük alanının daraldığını gösteriyor. Başta gençlik gurupları ve liberaller olmak üzere pek çok kesimin şaşkın tepkileri dikkatlerden kaçmıyor. Gerçi, yeni düzenin dışında kalmama arzusu ve orduyla ters düşmeme kaygısı aykırı seslerin fazla yükselmesini “şimdilik” engelliyor.

Darbenin Başbakan Biblavi ile daha da netleşen ekonomipolitik kodlarında ise Mısır’ı bekleyen asıl büyük çelişki gizli. Mübarek döneminin önemli bürokratlarından olan Biblavi, 25 Ocak devrimini takip eden askeri idare döneminde Maliye bakanlığı görevini, ordunun Kıptilerle çatışmasını gerekçe göstererek istifa edene kadar yürüttü. Mısır’ın liberal ekonomiye geçişi için yaygın biçimde uygulanan sübvansiyonların kaldırılması yönündeki görüşleriyle tanınıyor. Bunun anlamını ve darbe koalisyonu üzerinde yaratacağı muhtemel etkiyi analiz etmek için Mısır’daki ekonomik yapıya göz atmamız lazım.

Mısır, ekonomik hayatın tasarımında otoriter yönetimin ihtiyaçlarının merkeze alındığı bir ülke. Bu mimari değişik kesimlere hitap eden sac ayakları üzerinde yükseliyor. Kamuda şişirilen istihdam ve sübvansiyonlar, geniş kitleleri geçimleri için devlete bağımlı kılarak sadakatlerini kazanmayı hedefliyor. Düşük de olsa maaşa bağlanmanın otoriteye itaati teşvik edeceği düşünülmüş. Buna rağmen % 14’lük genel işsizlik oranı gençler arasında % 25’e çıkıyor. Halkın yarıya yakınının günde iki dolar civarında bir gelirle geçindiği Mısır’da ekmek ve akaryakıt fiyatlarını ucuz tutan kamu desteklerinin hedefi de muhalefet oluşumunu engellemek. Ancak, bu politikaların hem doğrudan hem de dolaylı maliyetleri hayli yüksek. 16.000.000 ailenin evine bedavaya yakın bir fiyata sübvanse edilen ekmekten götürdüğü Mısır, tahılının % 75’ini ithal ediyor. Akaryakıt destekleri de eklendiğinde bu çarkın dönmesi için aktarılan kaynak muazzam boyutlara ulaşıyor. GSYİH’nın % 8’ine, devlet bütçesinin de %20-25’ine denk geliyor. Mısır, emtia ithalatı için kullandığı döviz rezervlerinin sadece haziran ayında 1.2 milyar dolar eksildiğini gördü. Sistemin devamı için dışardan sürekli kaynak aktarımına ihtiyaç var. Önümüzdeki bir yılda borçların çevrilebilmesi ve sübvansiyonların devamı yaklaşık 20 milyar dolarlık dış kaynak bulunmasına bağlı. Ekonomik durgunluk derinleşirse bu rakam daha da yükselebilir. Mübarek’in devrilmesi sürecinde bazı verilere göre kapanan fabrika sayısı 4500’e ulaşmış vaziyette. İyi dönemlerde ayda bir milyar dolara yakın gelir getiren turizm sektörü ise güvenlik kaygısı taşıyan ziyaretçilerin ayaklarını kesmeleriyle ağır darbe yedi. İstikrar sağlanmadan istihdam yaratacak yabancı yatırımların ülkeye akmasını beklemek ise hayal. Zaten Mübarek döneminden kalma, bakanlara ve başbakanlara istisna yaratma imkanı veren boşluklarla dolu hukuki mevzuatın yabancı yatırımcıya karşı koyduğu engeller yerinde duruyor. Yolsuzluğu teşvik eden bu durumun ürettiği, devletin uzantısına dönüştüğü müddetçe palazlanabilen işadamı sınıfı, darbeyle birlikte yeniden iktidara tutunma umudu da yakaladı. Hal böyle iken Mısırlı ekonomistler, darbenin akabinde Körfez ülkelerinden taahhüt edilen yardımların bu çarkı en fazla 3-6 aylık bir dönem için daha çevirebileceğini söylüyorlar.

Mevcut kısır döngüyü köklü şekilde değiştirmek için cesur bir reform programına ihtiyaç var. Kamu sektöründeki istihdamı yeniden düzenleyecek, sübvansiyonları kaldıracak, yabancı yatırımcıyı ülkeden uzak tutan imtiyazlar sistemine son verecek radikal adımlardan söz ediyoruz. Mursi’yi gerekli düzenlemeleri yapmamakla eleştiren Biblavi’nin, darbeyi destekleyen uluslararası güçlerin de teşvikiyle bu işe soyunacağı anlaşılıyor. Tahrir koalisyonunun büyük iç çelişkisi de bu noktada açığa çıkıyor. Çünkü, uygulanacak reform programının doğrudan etkileyeceği kesimlerin başında, Mursi’yi indirmek için seferber edilen dar gelirliler geliyor. Sübvansiyonların kalkması ve kamuda istihdamın azaltılması, çok geniş halk kitlelerini ileri derecede tedirgin edecek bir adım. Alkışlanan darbenin halkın ekmeğine el atması olarak yorumlanabilecek politikalar, Mursi’yi deviren öfkeyi kolaylıkla yeni mecralarda biriktirebilir.

Reform programı, geniş halk kitlelerinin yanı sıra ekonomik hayat üzerinde etkili iş çevrelerini de endişeye sevk edecek unsurlar içeriyor. Mübarek döneminden kalma servetini Mursi’yi alaşağı etmek için cömertçe harcayan iş adamı grubunun reformları sulandırmak için bastıracağını, başaramazsa yeni koalisyonlar aramaya başlayacağını varsayabiliriz. Hele, askerin iş hayatı üzerindeki ağırlığını da hesaba kattığımızda çelişkinin boyutları daha net biçimde karşımıza çıkıyor.

Ülke ekonomisinin yaklaşık dörtte birini yönettiği varsayılan Mısır ordusu, ülkeye “subaylar cumhuriyeti” isminin yakıştırılmasına sebep olacak düzeyde ayrıcalıklara sahip bir kurum. Sivil bürokrasiye de çok sayıda kanalla nüfuz eden ordunun ekonomik faaliyetlerini dört ana kategoride toplayabiliriz. Bunlar; doğrudan askeri sanayi ile ilgili üretim yapan kuruluşlar, Arap Sanayileşme Organizasyonu, Savunma Bakanlığı’nın Ulusal Hizmet Projesi Organizasyonu ve diğer gelir getirici teşebbüsler. Özellikle 1990’lardan itibaren sivil hayata yönelik üretim yapan işletmelerde artış gözlenirken, askeri ekonominin ticari sektörlerle arasındaki farkı epeyce azalttığı anlaşılıyor. Karşımızdaki bu askeri/ticari sektör, hukuki mevzuatın tanıdığı özel imkanların yanı sıra ucuz akaryakıt gibi sübvanse edilen üretim girdilerinden de bol miktarda faydalanıyor. Söz konusu ayrıcalıklara dokunmaksızın başarıya ulaşacak bir reform programı yürütübilmek ise hiç kolay değil.

Öyleyse ilginç bir denklemle yüz yüzeyiz. Tahrir’de Mursi’yi devirmek maksadıyla toplanan koalisyon, uzun vadede genel için yararlı olsa da, kısa vadede kendi özel çıkarlarına zarar verecek politikaları ve bunları uygulayacak kadroları işbaşına getiriyor. IMF kredisinin alınabilmesi için de şart hükmünde olan reform programı geniş halk kitlelerinin, etkili işadamlarının ve ordunun aynı anda fedekarlık yapmalarını, Müslüman Kardeşlerin de en azından pasif rızasını gerekli kılıyor. Ortadaki büyük çelişki nasıl aşılacak? Koalisyonun güçlü unsurları, müstakbel reform programının çıkarlarına dokunan kısımlarını budamaya çalışırlarsa diğer kesimlerin de benzer talepleriyle karşılaşacaklar. Bunların reddi ise parçalanma anlamına gelecek. Koalisyonu korumak için reform programını rafa kaldırmak da çelişkiye son verecek gerçekçi bir çözüm değil. Çünkü, mevcut işsizlerin ve bunlara her yıl eklenen 750.000 kişinin başka türlü nasıl istihdam edileceğini kimse bilmiyor. İşsizlik arttıkça, sokağın muktedirlere karşı gazabının nasıl kabardığı ise hafızalarda henüz çok taze.

Mısır darbesinin ortakları, fikirler ve çıkarlar düzeyinde Mursi’ye duydukları öfke dışında çok az ortak paydaya sahipler. İktidara taşıdıkları aktörler de, siyaset ve ekonomi alanlarında safları dağıtabilecek çelişkilerle malül adımlar atıyorlar/atmayı planlıyorlar. Karşımızdaki manzara, darbecilerin zaferinin mutlak olmadığını gösteriyor. Müslüman Kardeşler, şiddet tuzağına çekilmez, organizasyonunu koruyarak muhalefetini sürdürür, siyaset dilini içerde ve dışarda çok daha geniş ittifaklar kuracak biçimde yenilerse kendisini tekrar iktidar alternatifi kılacak fırsatları kapısında bulabilir. “Galip sayılır bu yolda mağlup” sözü, boşa söylenmemiş!

*STAR Gazetesi'nin Açık Görüş ekinde yayınlanmıştır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü