Türk Dünyası Yardım Kampanyası

ÖZÜR, KİMİN ADINA VE NE HAKLA?

10 Aralık 2008
Mehmet KADİROĞLU

Son günlerde bazı aydınların, 1915 olayları dolayısıyla Ermenilerden özür dilemek amacıyla bir metni imzaya açacakları kamuoyuna yansıdı. Her ne kadar “şahsî” olarak nitelense de, bu girişimin, insanlar tarafından organize bir kampanya olarak algılaması kaçınılmazdır. Bu girişimi başlatanların, kendilerini “demokrat”, “liberal”, “Avrupa Birliği yanlısı” olarak tanımlayan akademisyenler ve medya mensupları oldukları anlaşılmaktadır. Girişim sahipleri, anlaşıldığı kadarıyla, Ermeni tehciri sırasında ve sonrasında yaşanan acılar ve Ermenilerin uğradığı haksızlıklardan dolayı özür dileyeceklerdir.

Bir an için Ermeni soykırımı iddialarının gerçeği yansıttığını kabul edelim. Özür sahipleri kimin adına, ne için ve kimden özür dilemiş oluyorlar? Özür sahiplerinin kendilerini 1915’te Ermenilerin başına gelen felaketten sorumlu hissettikleri açıktır. O halde özür sahipleri ile 1915 yılında Ermenilerin başına gelen olumsuz hadiselerin failleri arasında bir bağ olmalıdır. Bu bağ nedir? Bu soru bazılarına saçma gelebilir ve şöyle diyebilirler: “Özür sahipleri Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarıdır ve Türk’tür. 1915 “Ermeni soykırımı” da Türkler tarafından işlenmiştir; o halde böyle bir özür doğaldır.” Peki gerçekten de bu kişiler adına özür diledikleri Türk milletinin kültürü, kimliği, tarihi ile ne derecede barışıktır? Bu zevat uzak ve yakın tarihte ve hatta halihazırda dünyanın çeşitli coğrafyalarında kendilerine Türk veya Türkî denilen topluluklardan hangilerinin uğradığı/uğramakta olduğu baskı, zulüm ve katliamlarla ilgili olarak kampanyalar başlatmış, Türklerin ve Müslümanların hukukunu savunmak için neler yapmışlardır? Türk milleti adına özür dilemek hakkını kendilerinde bulan bu aydınların Türk kimliğini benimseme dereceleri nedir? Çoğunlukla ülkemizde etnik ırkçılık yapanlara dahi sempati duyan bu aydınların ırk ayırımını reddeden kapsayıcı Türk milliyetçiliği fikrinden hiç hazzetmemeleri ne ile açıklanabilir? Bu soruları uzatabiliriz. Demek ki bu aydınlarımızın-istisnalar olabilir- Türk milletine duydukları derin mensubiyet duygusu, sevgi veya bağlılıktan dolayı, onun bazı mensuplarının geçmişte Türklüğe leke getiren bir eyleminden duydukları utanç sebebiyle özür dilediklerini düşünmemiz pek mümkün görünmüyor.

Bu aydınlarımızın anlamadığı, anlamak istemediği ve kolayca da anlayamayacağı bazı gerçekler var. Birincisi şudur: Batılıların çoğunun bilinçaltında Doğu Roma’yı yıkıp İstanbul’a alan, Viyana kapılarını zorlayan Türklere karşı bir nefret vardır; entelektüellerinin önemli bir kısmı da Türkleri hâlâ medenîleşme süreci tamamlanmamış bir millet olarak görmektedir. Bunlara kendimizi beğendirmek için ne yaparsak yapalım Müslüman Türk kimliğimizi sözde dahi olsa taşıdığımız sürece bizlere bakışları kolayca değişmeyecektir. İkinci olarak, Osmanlıların Kırım’ın kaybedilişiyle başlayan, Sırp ve Yunan isyanları ve bağımsızlıkları ile devam eden ricatları sırasında Balkanlardan, Adalardan ve Kafkaslardan elde kalan topraklara yapılan göçlerin yol açtığı travma, katliam ve sefalet nedense hep göz ardı edilmektedir. Ve nihayet 1915 tehcirinin uygulandığı şartlarda Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu zor durum… Osmanlı Devletine karşı isyan hazırlıklarını tamamlamış ve başlatmış Ermeni unsurları, onları destekleyen ve ordularına alan düşman devletler, Çanakkale’de ölüm-kalım savaşı veren, Sarıkamış’ta felakete uğrayan, Arap topraklarını savunmak için bütün gücünü seferber eden, Galiçya’da savaşan Osmanlılar…

Tarihî arka planına bakmadan bizatihi tehciri soykırım olarak adlandırmada sakınca görmeyen aydınlarımız, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Orta Anadolu’ya sıkıştırılmış bir Türk/Türkmen Devletinin yurttaşları olmaktan pek de hoşlanmazlardı herhalde. Kaybedilmiş ve uluslar arası bir yönetime terk edilmiş İstanbul, Batı Anadolu ve Doğu Karadeniz’de Yunan-Rum devletçikleri, doğuda asıl olarak bir Ermenistan ve onda arta kalan kırıntılarla yetinmesi istenen bir “Kürdistan” arasında aslında bu aydınların bugün eleştirdiklerinden çok çok daha homojen bir Orta Anadolu Türkmen Devleti… Ama bu durumda söz konusu aydınlar herhalde bu sıkıcı ve türdeş Türk Devletini değil İstanbul’daki medenî, kozmopolit ve çok-kültürlü siyasî oluşumun çatısını tercih ederdi …

Göçler, tehcir ve mübadele tabii ki kolayca geçiştirilecek konular değil… Bunlara maruz kalanlar pek çok acılara ve zorluklara göğüs germek zorunda kaldılar. Ama acılarını bağrına taş basarak unutmaya çalışan, bunlarla uğraşmak yerine yeni bir sayfa açmayı tercih eden Türk milletini, 900 yıl bir arada yaşadığı ve pek çok şeyi paylaştığı bir topluluğu soykırıma uğratmakla suçlamak insafsızlık ve iftiradan başka bir şey değildir. Olayların bağlamını, sömürgeci devletlerin kışkırtmalarını, bağımsız bir devlet kurmak istedikleri bölgede nüfusça azınlık oldukları halde bu kışkırtmalara kapılan Ermeni komitacılarının faaliyet ve ihanetlerini, tehcirin-zorluk ve meşakkatleri ve süreçteki bir takım olumsuzlukları tabii ki oldu- Osmanlı toprakları içerisinde bir yer değiştirme olduğunu ve tehcir sırasındaki propaganda faaliyetlerinin bugün artık ispatlanmış olan çarpıtma ve yalanlarını hesaba katmayanların gerçeği aradıklarını söylemek mümkün müdür?

Esasen bu defter Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele sonrasında kapatılmıştı. Mamafih, şayet bir özür dilenecek, bir pişmanlık ifade edilecekse işe öncelikle İngiltere, Fransa ve Rusya başta olmak üzere Osmanlı Devletinin Ermeni tebaasını kışkırtanlar, 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyıl başlarında eski Osmanlı topraklarında yaşayan Müslüman unsurları etnik temizliğe uğratanlardan başlamak gerekir. Kendisini insan olarak gören hiçbir kimsenin, Birinci Dünya Savaşı sırasında, savaşçı unsurları dışındaki Ermeni yurttaşlarımız da dahil masum insanların başına gelen felaket, kıyım ve zulümlerden acı ve üzüntü duymaması mümkün değildir. Ancak bu üzüntüyü ifade etmenin yolu, milyonlarca Müslüman Türk’ün yerinden yurdundan olduğunu, katliam ve zulümlere maruz kaldığını unutarak veya unutturarak ve aslında Türk milletini bir suçluluk psikolojisine sokmayı hedefleyenlerin propagandalarına kapılarak tarihe tek gözle bakmak olmamalıdır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü