Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Bartholomeos Misyonunu Yerine Getirmeye Çalışıyor

21 Aralık 2009
Mehmet MACİT

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Amerikan CBS televizyonuna verdiği röportajda “Türkiye’de kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum, ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz. Patrikhanenin yok olmasını istiyorlar” sözleriyle bir taraftan Türkiye’yi ağır şekilde tahkir ederken, diğer taraftan Batı kamuoyunu ve Hıristiyan dünyasını baskı yapmaları için kışkırtıyor.

Patrik’in sözlerini “dil sürçmesi” yahut “maksadını aşan sözler” şeklinde yorumlayarak geçiştirmeye çalışan, hatta Türkiye’yi AB kriterleri bağlamında vecibelerini yerine getirmediğini ileri sürerek suçlamaya kalkışan kesimler vakit geçirmeden harekete geçtiler. Savunma hattındaki yerlerini aldılar; her zaman yaptıkları tarzda, Devlet’i suçlayarak Patrik’in ekümenliğinin derhal kabul edilmesini ve ruhban okulunun açılmasını istemeye başladılar.

Hak, hukuk ve adalet gerekçeleriyle yapıldığı iddia edilen bu taleplerin sahipleri, nedense Batı Trakya’daki Türklerin durumlarıyla ilgilenme gereğini hiçbir zaman duymadılar. 150 bin Türk’e müftülerini seçme hakkının tanınmadığını, kurdukları derneklerinde Türk adını kullanmalarının yasaklandığını, eğitim imkanlarının sistemli şekilde sınırlandığını, ticaret ve tarımsal üretim yapmalarının engellendiğini, ekonomik değeri yüksek vakıf ve şahıs arazilerinin kamulaştırıldığını görmezlikten geldiler. Son zamanlarda AİHM’nin bu nedenlerle Yunanistan’ı mahkum eden, ancak bu ülkenin uygulamaya yanaşmadığı kararlarından da haberleri yokmuş gibi davranmaya devam ediyorlar. Heybeliada Rum Okulu’nun açılması konusundaki yasal engelleri, “tevhid-i tedrisat” ilkesinin anlamını yok sayarak, Türkiye’ye dayatma yapıyorlar. Mesele görünürdeki iddialarıyla Ortodoks din adamlarının yetişmesini sağlamaksa, eğitim sistemimiz içerisinde olmak kaydıyla, bunun birçok yolunun bulunduğunu görmelerine ve bunların pek çok defa teklif edilmesine rağmen, konuyu mutlaka “ekümeniklik” anlayışı çerçevesinde halletme niyetlerinden dolayı uzlaşmaya yanaşmamalarını dikkatlerden kaçırmak istiyorlar.

Bartholomeos’un Kezban Hatemi isimli avukatı sadece meslekî bir gerekçeyle değil, Patrik’e yürekten bağlı bir can yoldaşı olarak öne atılıyor ve birkaç gün zarfında gerekli açıklamanın yapılacağını söylüyor. Televizyon ekranlarında her fırsat bulduğunda Türkiye’yi suçlayan, Patrikhane’nin taleplerini canhıraş şekilde savunan bu hatun, anlaşılıyor ki birkaç günlük bir zaman süresince gerekli istişareleri, değerlendirmeleri yapacak “zırvaya tevil” arayacak.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Grigoris Delavekuras hükümeti adına vakit geçirmeden devreye girdi ve : “Yüzmilyonlarca Hristiyan Ortodoks’un dinî ve ruhanî lideri, mütevazılığı ve aklıselim sahibi olmakla tanınan bir lider, Türkiye’nin AB üyeliğini hararetle destekleyen Barthelomeus’un eğer düş kırıklığı bu kadar açık şekilde görülüyorsa, herkesin borcu ve özellikle Patrikhane ile Rum azınlığın karşı karşıya bulunduğu durumdan sorumlu olanların borcu, onun söylediklerini dikkatle dinlemektir” dedi. Hükümet yetkilisi sözlerine devamla : “Türkiye’nin yükümlülüklerinin bilindiğini, sorunların, engellerin, eksikliklerin AB raporlarında detaylı şekilde kaydedildiğini” söyledi.

Patrik Bartholomeos haddini aşmış, Ortodoks Kilisesi’nin geleneksel misyonunun gereklerini baş temcilci sıfatıyla sergilemeye çalışmıştır. Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandığından bu yana sürekli şekilde Osmanlı-Türk Devleti’nin topraklarında yayılarak genişlemesinin ve bağnaz Yunan milliyetçiliğinin lokomotif gücünü oluşturan Ortodoks Kilisesi’nin başının, ecdadından daha farklı bir yaklaşım içinde olmasını beklemek aşırı safdillik olur. Başka bir ifadeyle Bartholomeos tarihi misyonu bağlamında üzerine düşeni yapmıştır.

Gerek Patrik gerekse Yunanistan her zamanki gibi AB ve ABD’ni devreye sokarak, Türkiye – AB ilişkilerini bir şantaj unsuru şeklinde kullanarak amaçlarına ulaşmayı düşünüyorlar. Bu tutumları “kendi açılarından yapmaları gerekenleri yapmaya çalışıyorlar” şeklinde bir değerlendirme ile doğal karşılansa bile, ülkemizdeki yandaşlarını, kendilerini “liberal ve demokrat aydınlar” diye tanımlayan malum çevrenin tavrını hazmetmek mümkün değildir. Türklük ve Müslümanlık ile ilgili konularda bu zihniyet sahiplerinin üç maymunu büyük bir hevesle taklit etmelerinin, Türkler ve Müslümanlarla ilgili konulara karşı bu derece duyarsız olmalarının insanî ve vicdanî bir yanı yoktur.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü