Türk Dünyası Yardım Kampanyası

DAVOS’TAN SONRASI ÜZERİNE

02 Şubat 2009
Mehmet MACİT

Davos’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gazze-Orta Doğu’da Barış Modeli” konulu panelde gösterdiği tepkinin Türkiye ve Dünya’daki yankıları sürüyor. Türk toplumunun büyük çoğunluğu Başbakan’ın tavrını destekliyor. Buna karşılık belirli bir aydın kesimi, emekli diplomatlar, bazı yazarlarla, CHP büyük bir hata yapıldığını, bunun bedelini ödemek zorunda kalacağımızı, Demirel’in ifadesiyle “karşımıza ağır bir faturanın çıkarılacağını” söylüyorlar.

PKK’nın Meclis’teki siyasî temsilcileri her zaman yaptıkları gibi, fırsattan yararlanmaya, tartışmaları örgütün propagandası yönünde kullanmaya çalışıyorlar. Teröristleri Gazze halkıyla benzeştirerek, Devlet’i fütursuzca suçlayarak örgüte meşruiyet alanı kazandırmak istiyorlar.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli siyasî hesapları ve yaklaşan yerel seçim polemiklerini bir kenara atarak, konuyu doğrudan Türkiye’nin itibar ve saygınlığı açısından değerlendirdi. Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki tutumunu desteklediğini açıkça ifade etti. Bahçeli’nin tavrı, her şeyin dar politik kalıplara sıkıştırıldığı bu günkü siyaset ortamında övgüyü hak eden bir örnektir. CHP Genel Başkanı Baykal, gerek kendisinin gerekse parti sözcülerinin yaptığı eleştirilerin toplum kesimlerinde benimsenmediğini gördüğünden günlerden sonra Bahçeli’nin çizgisine yaklaşma gereğini duydu.

Başbakan Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştiriler iki grupta toplanabilir. Birinci gruptakiler olayı seçim hesaplarıyla değerlendiriyorlar. Davos’ta toplumun duygularının ve beklentilerinin sözcülüğünü yapan Başbakan’ı seçmen nezdinde birkaç puanlık bir kazanım sağladığını görüyorlar; bu ivmenin yerel seçim sonuçlarını etkileyeceğini düşünüyorlar. Bu durumu dengeleyebilmek amacıyla ilk günden başlayarak eleştiriler yöneltiyorlar, halkı diplomatik bir hata yapıldığına inandırmaya çalışıyorlar.

İkinci gruptakilerin siyasî eğilimleri genellikle AKP karşıtı olmakla beraber, eleştirilerinin esas nedeni, Yahudiler’in başta ABD olmak üzere, Dünya çapındaki etkili konumlarından kaynaklanan endişeler. İsrail altmış yıldır bu imkândan yararlanıyor; tutumunda bir nevi dokunulmazlık kazanıyor. Böylece politikalarını evrensel kriterlere, Birleşmiş Milletler kararlarına göre değil, kendi belirlediği ölçülere, yöntemlere göre düzenliyor. Sonuçta gücünü aşan şirret ve saldırgan politikalarla siyonizmi uygulamaya geçirmeyi başarıyor.

Davos olayından sonra, ülkemizde bir kısım aydın kesimlerinde İsrail’e karşı büyük bir endişenin hatta yılgınlığın yaşandığı açıkça görünüyor. Korku içinde kıvranıyorlar. Meseleye İsrail’in bile göstermediği bir tepkiyle yaklaşıyor, Başbakan’ı ağır şekilde suçluyorlar. Bu gruptakilerin tutumu sadece içinde bulundukları panik havasından kaynaklanmıyor. Güçlü Yahudi sermayesinin sunduğu imkânlar, buna ilişkin olarak yapılan hesaplar, kurulan uluslararası bağlantılar ülkemizde İsrail yandaşı bir lobinin varlığı anlamına geliyor.

Başbakan R.Tayyip Erdoğan yapılanları sineye çekseydi, Türkiye ve Türk milleti zelil duruma düşmez miydi?

Her konuda kendimizi suçlu görmek, bize yapılanları haklı, meşru ve doğru bulmak gibi mazoşist bir eğilim bir kısım aydınımızın temel karakterini oluşturuyor. Bunların nazarında Ermenilere zulmeden, hatta soykırım uygulayan, Kürtçülere, PKK’ya işkence yapan, ezen, katleden, Rumların durup dururken ülkemizden kaçmalarına yol açan, Kıbrıs’ı bölünmez halde tutan Türklerdir. Devletimiz, milletimiz, Devlet görevlilerimiz, güvenlik güçlerimiz ne kadar ağır eleştiriye maruz bırakılırsa, baskı yapılırsa, suçlanırsa yeridir. Bu amaçla yurt dışı bağlantılar kurmak, uluslararası merkezlerle işbirliği yapmak meşru bir tavırdır.

Başbakan Erdoğan haklı tepkisini ortaya koyarken daha farklı bir üslup takınamaz mıydı? Şimon Peres’i aynı anlama gelecek, meselâ Nobel Barış Ödülü almış bir insanın bebeklerin, kadınların, sivillerin katledilmesini onaylamasını yadırgadığını vurgulayarak, diplomatik ve ince ayar kelimelerle sıkıştıramaz mıydı?

HAMAS’ın meşru bir siyasî muhatap olarak kabul edilmesi için bastırırken, Dış İşleri Bakanı Ali Babacan’ın son derece doğru olarak yaptığı ikazları neden yapmıyor?

Filistin halkının yöneticilerini seçmesini ve seçim sonuçlarının tanınmasını istemek ne derece doğruysa, silahlı eylem yönteminden uzak durmasını ısrarla hatırlatmak aynı derecede zaruridir.

Başbakanın panel sırasında sinirlerinin olağanüstü gerildiğini ve esasen diplomatik bir dil alışkanlığının bulunmaması nedeniyle başka türlü konuşamayacağını düşünmek ve bunu anlayışla karşılamak o an için mümkündür. Ancak HAMAS ile ilgili sözlerini dikkatle gözden geçirmelidir. Türkiye mazlumu ve mağduru savunurken, İran’dan mülhem bir stratejiyi destekler pozisyona sokulmamalıdır.

Filistin halkının sevgi gösterileri, Arap toplumunda duyulan övgüler kimseyi heyecanlandırmamalıdır. Uluslararası politikanın ve özellikle Dünya’nın en kaygan ve karmaşık ortamına sahip Orta Doğu’da, ilişkilerin kuralları reel politik gerçekler, siyasî ve ekonomik dengeler üzerine şekillenmelidir. Bunlar hesaba katılmadan atılacak adımlar Türkiye’yi karanlık badirelere sürükler.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü