Türk Dünyası Yardım Kampanyası

PKK ve YANDAŞLARININ ASIL HEDEFİ

20 Ekim 2008
Mehmet MACİT
Genelkurmay Başkanlığı PKK’nın Aktütün Karakolu’na yaptığı saldırıyla ilgili olarak Taraf gazetesinde yayınlanan resim ve haberlerin gerçeği yansıtmadığını, görüntülerin karakolun çok uzaklarına ve Kandil Dağı’na ait olduğunu açıkladı. Söz konusu gazete ise görüntülerin doğruluğunu savunmak yerine, olaya ilişkin sorular sorarak suçlamalarını sürdürdü.

Geçen yıl yayın hayatına giren bu gazete, haberleriyle, yorumlarıyla ve kurduğu yazı kadrosuyla özel bir misyon yüklenmiş görünüyor. Bu arada maliyeti ağır olan bu girişimi nasıl finanse edildiğine dair iddialara ikna edici bir cevap veremiyor. Bunlar bir yana, özellikle Silahlı Kuvvetlerle ilgili ve kurumu yıpratacak mahiyetteki haberlerin hangi kaynaktan sağlandığı özenle gizlenerek sık sık manşet yapılıyor.

Aslında Taraf, yayın politikasında yalnız sayılmaz. Son yıllarda medyada ilginç bir kutuplaşma ve sermaye oluşumu yaşanıyor. Sayıları yarım düzineyi bulan ve iktidarı hararetle savunan, hükümete yakın bir görüntü sergileyen gazetelerin yazı kadrolarına bakıldığında, farklı dünya görüşlerine mensup kalemlerin belirli bir eksende buluştukları, geniş bir dayanışma ve işbirliği yaptıkları gözlemleniyor.

Eski solcu yeni neo-liberal ve demokratlarla bir kısım dindar ve muhafazakar isimler aynı potada buluşuyorlar. Aralarında sıkı bir koordinasyon kurarak kampanya tarzında yayın yapıyorlar. Bunun rastlantı olmadığı, gündemin bu kesimler tarafından amaçları doğrultusunda dönüştürülmek istendiği ortadadır. AKP iktidarına yakın durarak, Başbakanı sürekli alkışlayarak siyasal alana da nüfuz etmek, etkilemek konusunda ne mümkünse yapılıyor. Bu konuda kendi açılarından başarılı oldukları görülüyor.

Farklı dünyalardan gelerek bu gazete ve televizyonlarda buluşan, yıldızı parlayan isimlerin maddî imkânları hızla yükseliyor, sosyal statüleri, yaşantıları değişiyor, kendilerinden başka bazılarının eşlerine, yakınlarına önemli makamlar, siyasal pozisyonlar sunuluyor. Kısacası hizmetleri karşılıksız bırakılmıyor.

Medyadaki bu “ortak cephe” nin sert şekilde eleştirdiği, baskı altına almak istediği asıl hedef Genelkurmay değil. Bu kurum teröre karşı yürütülen mücadelenin yürütücü gücü konumunda bulunduğu için sık sık gündeme getiriliyor. Ama asıl amaçları Genelkurmay’ın da bağlı olduğu doğrudan Devlet’in kendisi; Devlet’in millî karakteri, Anayasa’da belirlenen kuruluş esasları.

Demokrasi, insan hakları, hukuk gibi insanlığın evrensel ortak değerleri “ortak cephe”nin medyadaki sözcüleri tarafından insafsızca istismar ediliyor; asıl niyetlerini, hedeflerini saklamak amacıyla taktik malzemeler şeklinde bol bol pazarlanıyor.

Devletimizin kuruluş esaslarını esneterek, kimliklerini ve dillerini Anayasa metnine ekleyerek üniter ulus devlet yapısını değiştirmenin PKK’nın en büyük hedefi olduğunu cümle alem biliyor. Varlıklarını medyada somut şekilde sergileyen “ortak cephe”yi oluşturan kesimler ise, kendi ideolojileri ve zihniyetleri doğrultusunda rahatça çalışabilecekleri ortam hazırlamak, yasal denetimden olabildiğince kurtulabilmek için demokrasi ve özgürlük kavramlarını kaldıraç şeklinde kullanarak Devlet’i dönüştürmeye çalışıyorlar. Böylece Ulus Devlet ve Milli Kimlik karşıtlığında buluşan, paralel amaçlar taşıyan örgüt ile “ortak cephe” nin işbirliği yapmaları doğal hale geliyor.

Aslında bu yöndeki kampanya, küresel merkezlerin ve özellikle Washington’un da işine geliyor. Çünkü değişik yönlerden saldırı altında olan ulus devlet ile onun başlıca kurumları sarsılırsa, temel kuruluş esasları ve ilkeleri sorgulanırsa ulusal çıkarlarımızı koruma imkânlarının azalacağı hesaplanıyor. Gerek ülke içinde ve gerekse stratejik konumu açısından çok özel olan bölgemizde siyasal ve ekonomik amaçları olan güç merkezlerinin projelerini uygulamaya geçirme ortamı doğar. Zaten PKK bu çevreler tarafından Türkiye’ye karşı sistemli şekilde kullanılmakta olan politik bir enstrümandır.

Bu bağlamda bir hususa değinmekte yarar var; Taraf gazetesinin bayraktarlığını yaptığı askere yönelik son kampanyadaki amaçlar ve hedefler bir yana, aslında Genelkurmay’ın son Aktütün saldırısı vesilesiyle kapsamlı bir “özeleştiri yapması” gereklidir. 25 yıldır PKK’ya karşı mücadelenin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başarısız kaldığını söyleyenler büyük haksızlık yapıyorlar. Askerimizin bu çetin mücadeleyi, örgüte sağlanan dış desteklere, içimizdeki yandaşlarına rağmen başarıyla yürüttüğü kesin bir gerçektir. Nitekim bunu Öcalan İmralı duruşmaları sırasında açıkça itiraf etmişti; silahlı başkaldırı girişiminin hata olduğunu, Türk ordusuna karşı kazanma şansının bulunmadığını zamanla anladığını, örgütün farklı yöntemlere başvuracağını, siyasal alana kayacağını belirten sözleri tutanaklarda mevcuttur. Bunların çoğu o tarihteki gazetelerde de yayınlanmıştır. PKK’nın özellikle 90’lı yılların ortalarında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından defalarca tokatlandığını, ağır kayıplar verdiğini, kırsalda tükenme noktasına geldiğini dikkate almadan başarısız kalındığına hükmetmek iyi niyetli bir yaklaşım değildir.

Ancak etno-milliyetçi Kürt hareketine ve onun eylem kanadını oluşturan PKK’ya karşı mücadelenin mükemmel yapıldığını söylemek, yanlışları ve eksikleri görmezlikten gelmek doğru olmaz. Olaydan sonra Aktütün karakolunda yapılması gereken tahkimatın kaynak yetersizliği nedeniyle gerçekleştirilemediğini öne sürmek bile başlı başına bir kusurdur. Irak sınırın elverişsizliği nedeniyle her an saldırı tehdidi altında bulunan karakollar neden zamanında düzenlenmemiştir; neden yerleşim yerleri şimdi değiştiriliyor? Bu gibi sorular bizzat Genelkurmayımız tarafından sorulup, özeleştiri yapılmalı; zayiatımızı en aza indirecek bütün tedbirler daha fazla zaman kaybedilmeden alınmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür; bunların tümünü rahatlıkla yapacak maddi imkânlara sahiptir. İhtiyaç duyulan her türlü silahı, araçları, uçakları, helikopterleri, gemileri almak için milyarlarca dolarlık tahsisat bütçeye konulup harcanmaktadır. Bunları yapabilen bir Devletin beş on karakol konusunda zorlanacağını düşünmek bile abestir.

Örgüt ve yandaşlarının propaganda imkânları ortada iken, hatalı davranışlarla onlara malzeme vermekten özenle kaçınmak gerekir. Genelkurmayımızın kamuoyu ilişkileri ve enformasyon konusunda köklü bir düzenleme yapma ihtiyacı olduğu anlaşılıyor. Öte yandan bu saldırı sırasında Hava Kuvvetleri Komutanı’nın yaşadığı talihsiz olay, ne derece dikkatli olunması gerektiğini ortaya koymuştur. Halkımızın televizyonlar aracılığıyla sabah saatlerinde öğrendiği saldırıyı, Komutanın ancak akşama doğru öğrenmesinin tevil edici bir yanı yoktur. Bir insanın golf merakı karargahlara bu sporun yapılacağı alanlar yapılmasını gerektirmez. Kişisel bir yanlış ve izahı yapılamayan iletişim eksikliğinin oluşturduğu tablo örgüte ve destekçilerine aramakla bulamayacakları bir propaganda malzemesini sunma anlamına geliyor. Onlar da bu fırsatı kaçırmıyorlar, ele geçirdikleri malzemeyi evire çevire kullanıyorlar.

Aktütün saldırısından sonra İçişleri Bakanlığı bünyesinde Müsteşarlık düzeyinde yeni bir yapılanmaya geçilmesi son derece yerindedir. Esasen başta istihbarat paylaşımı olmak üzere, Devlet’in bütün organlarının ve kurumlarının yakın bir işbirliği yapmalarından doğal bir şey olamaz. Ancak bu girişim yeterli değildir. Türkiye’yi tehdit eden etnik fitneye ve terörü yöntem olarak benimseyen örgüte karşı çok daha kapsamlı bir mücadele yapılması gerekiyor. Güvenlik güçlerimizin başarısı, teröristleri kırsalda amansız şekilde kovalaması belirlenecek bir millî politika çerçevesinde yeterli şekilde desteklenmediği sürece, operasyonlar amacına ulaşamaz; eksik kalır. Bu anlamda Devletin bütün organlarını seferber edecek, aralarında koordinasyon sağlayacak bir makro plân hazırlanıp yürürlüğe konulmalıdır. Problem ağırlığıyla orantılı şekilde ele alınmalıdır; mücadele sadece güvenlik yönüyle düşünülmemeli, sosyolojik, psikolojik yönleriyle, eğitim, sağlık, ekonomi, personel gibi alanlarıyla bir bütün halinde hazırlanacak plân çerçevesinde yürütülmelidir.

PKK 1984’den bu yana sergilediğimiz eksiklerimizden, yanlışlarımızdan, ihmallerimizden geniş şekilde yararlandı. Kendi gücünün çok ötesinde elverişli bir faaliyet alanı buldu. Bu yara elbette kapanmalı, akan kan durdurulmalıdır. Ancak bu, PKK ve sempatizanlarının her fırsatta öne sürdükleri gibi, Türkiye’nin anayasal zeminde ayrışmasıyla sonuçlanacak, teslimiyet anlamına gelecek yaklaşımlarla değil, gücümüzü etkili şekilde ortaya koyan, inisiyatifi elimizde tutan, bütünlüğümüzü korumayı amaçlayan iyi düşünülüp hazırlanmış millî bir politikayla, azimli ve kararlı bir tutumla gerçekleşir. Bu aslında hiç de zor değildir. Yeter ki Devlet’i yöneten siyasî iktidar gereken iradeyi ve kararlılığı sergilesin, millî potansiyelimizi değerlendirecek, idarî, askerî imkânları uyum içerisinde yönetip, yönlendirecek beceriyi ortaya koysun.

Mehmet MACİT

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü