Türk Dünyası Yardım Kampanyası

ESAS GÜNDEMDEN UZAK OLAN TARTIŞMALAR

17 Eylül 2008
Mehmet MACİT

Amerika’da başlayan ve Avrupa’yı etkisi altına alan finansal krizin boyutları giderek genişliyor. ABD Merkez Bankası, bir süre önce daha fazla şirket kurtaramayacağına karar verdi ve yatırım bankacılığının devi Lehman Brothers battı. Bu arada küresel ölçekte bir diğer dev, Merriynl Linch el değiştirerek batmaktan kurtuldu. Dünya’nın en büyük sigorta şirketi AİG, reyting notunu düşürerek iflasa sürüklenmemek için kaynak aradı. Son dakikada FED bazı özel şartlar uygulayarak 75 milyar dolarlık bir imkân sundu, böylece AİG bir süre için bile olsa nefes almış oldu.

Bazıları iflas eden, bazıları ise temellerinden sarsılan bu bankaların yüz milyarlarca dolara hükmeden, küresel ekonomik ilişkileri yönlendiren, yöneten finansal merkezler olmaları problemi bir anda tsunami dalgaları gibi Dünya’nın her yerine yayıyor. Son gelişmeler Dünya ekonomisinin bir numaralı gücü ABD’nin şimdiye kadar yaşanmamış ölçekte ciddi bir krizle karşı karşıya bulunduğunu, Dünya ekonomilerinin yüzyılın en şiddetli depremiyle sarsıldığını gösteriyor. ilk olarak Morgech krizi patlak verdiğinde, ABD ile birlikte, Avrupa ve G7 ülkeleri Merkez Bankaları muhtemel bir finansal çöküşü engellemek amacıyla bankalara milyarlarca dolar kaynak aktardı, ancak bu tedbirler sonuç vermedi. Malî hacimleri Dünya sıralamasının ilk beşi arasında yer alan güçlü bankaların art arda çökmeleri, yaşanan problemin FED desteği gibi payandalarla önlenemediğini gösterdi. Nitekim ABD yönetimi bu gerçeği kabullendi ve finansal kuruluşları kaderleriyle baş başa bıraktı.

Uzun zamandan beri olumsuz sinyaller veren Amerikan ekonomisinin tehlikeli sulara sürüklendiğini işaret eden uzmanların görüşleri gerektiği kadar önemsenmedi. Neo-Con’ların etkisindeki Washington yönetimi, bu problemlerle uğraşmak yerine yeni dünya düzenini kurmaya, Amerika’nın küresel egemenliğini sağlayacak projeleri uygulamaya çalıştı. Sonuçlar ortada; ABD büyük bir hırsla hayata geçirdiği küresel politikalarında başarılı olamadı. Irak’ta ve Afganistan’da çaresizlik içinde bocalıyor, çıkış yolu arıyor. Orta Asya’daki benzer girişimleri de sonuçsuz kaldı. Son olarak Rusya’nın Kafkasya’daki hareketine ciddi bir karşılık verilemiyor, buralarda kontrol kurulamıyor.

Her şeye rağmen Dünya’nın en büyük ekonomik gücünü elinde bulunduran bu ülkenin bir an önce gerçeklerle yüzleşmesi, rasyonel tercihler yapması, toparlanması, krizi daha fazla derinleşmeden engellemesi herkesin hayrınadır. Çünkü Mortgage olayından bu yana açıkça görüldüğü gibi, ekonomik problemlerinin büyümesi sadece ABD’nin meselesi olmuyor, küresel ilişkilerin niteliği sonucu aynı anda kabından taşıyor, Dünya’nın her tarafına dalga dalga yayılıyor.

Türkiye iki yıldan beri, okyanus ötesinden gelen transatlantik etkileri giderek daha yoğun şekilde hissediyor. Ne var ki iktidar, 2007 genel seçimlerinden önce varlığını gösteren olumsuz gelişmelerin, konjonktürün değişmesinin anlamını algılamamakta direndi. Bu tavrının sonucu olarak özellikle bir buçuk yıldan beri, politik gündemde ilk sıralarda yer alan konulara bakıldığında, ekonomiyle ilgili olanların yeterli derecede önemsenmediği açıkça görülüyor. Önlemler ya zamanında alınmıyor veya hiç değinilmiyor. Sonuçta üst üste yığılan, birbirini tetikleyip büyüten meseleler, aşılması çok zor engeller halinde karşımıza çıkıyor. Dünyamızın küresel anlamda ciddi bir krizle karşı karşıya bulunduğu bu süreçte, olumsuz dış faktörlerle, aynı nitelikteki iç nedenlerin aynı noktada buluşmaları ülkemiz adına büyük talihsizliktir.

Tablo ortadadır. Son haftalarda Türkiye ekonomisine ilişkin açıklanan rakamlar korkutucudur. Yılın ikinci çeyreğinde % 4 e yakın büyüme beklenirken 1.9 da kalındı. Bu oran 2002 den bu yana en düşük seviye anlamına geliyor. Doğalgaza ve elektriğe gelen art arda zamlar hem vatandaşı hem de sanayiciyi zorluyor, enflasyonu tetikliyor. Özel sektör yatırımları durmuş durumda; kamu yatırımları % 16 azaldı. Tarım ikinci çeyrekte % 3.5 küçüldü. Ekonominin lokomotifi konumundaki inşaat sektöründe kaygı verici bir düşüş ve durgunluk yaşanıyor. İşsizlik oranı yükseliyor, son sekiz ayda otomotiv üretimi % 13 geriledi. Dayanıklı tüketim üretimi ve satışları da S.O.S. veriyor. Ekonomik sorunlarımızın başında gelen cari açık önlenemez şekilde büyüyor. 130 milyar $ lık ihracata karşılık ithalat 204 milyar $ ı aştı. 74 milyar $ a ulaşan dış ticaret açığı cari açığın en önemli nedeni. Küresel krizin yoğunlaşması nedeniyle ülkeye giren yabancı kaynaklarda önemli düşüşler yaşanıyor. Önümüzdeki dönemde ciddi bir özelleştirme geliri de beklenmediğinden 50 milyar $ a ulaşan cari açığın nasıl telafi edileceğini kimse bilemiyor.

İktidar bu olumsuz tabloyu bütün boyutlarıyla görüp algılamak ve etkili önlemler almak yerine, siyasî polemiklere öncelik vermeyi, kişisel tartışmalar yapmayı tercih ediyor. Muhtemelen önümüzdeki baharda yapılacak yerel seçimleri hesaplayarak bu tarz bir yöntemi seçiyor.

Medyamızda basın tarihimizde örneği bulunmayan kansız ancak olağanüstü şiddetli bir çatışma yaşanıyor. Almanya’da görülen Deniz Feneri davası ve buna ilişkin iddialar belediyeler ve hastaneler başta olmak üzere resmî kurumlardaki yolsuzlukların, kamudaki rant kapışmalarının boyutlarını gözler önüne seriyor. Bunlara ilişkin haberlerin yazılması ve konuşulması iktidarı tedirgin ediyor. Tepki olarak Aydın Doğan’ın medyadaki gücünü kullanarak ticaret yapmasına, kazanım sağlamasına ilişkin örnekler verilerek savunma yapılmaya çalışılıyor.

Ancak Aydın Doğan’ın medyadaki gücünü kullanarak siyasî iktidarları ve karar organlarını etkilemeye, ekonomik ve ticari imkanlar, nakti kaynaklar sağlamaya çalışması, bunu yaparken çoğu kere etik olmayan yöntemler kullanıyor olması, siyasetçilerin ve yandaşlarının kamu kaynaklarını yağmalamalarını yahut belediyeler üzerinden yaratılan arazi rantını kapışmalarını kuşkusuz meşru kılmaz ve unutturmaz. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın partisinin ilçe kongrelerinde yaptığı konuşmaların bir ayağı eksik kalıyor, ikna edici olmuyor. Almanya’da ki Deniz Feneri davasının Türkiye’deki uzantıları, bunları medya kanalları kimsenin meçhulü değil. Herkes her şeyi görüyor, vicdanlarında yorumluyor, yasal girişimler başlatılmasa bile hükümler veriliyor.

İktidarın gerçek gündemin dışındaki konulara ağırlık vermesi,ekonomi başta olmak üzere, kritik konuların sahipsiz kalmasına yol açıyor. Türkiye küresel gelişmelere ve bunların içimizdeki etkilerine karşı inisiyatif kullanamıyor; yönetim toplumla birlikte bunları izlemekle yetiniyor.

İktidarla muhalefet arasındaki kısır çekişmelerin, basındaki çıkar hesaplarına dayalı anlamsız kavgaların yakın geçmişte nerelere mal olduğunu acı şekilde yaşamış bir ülkeyiz. Bugün aynı senaryoları ısrarla tekrarlamanın haklı ve mantıklı bir yanı yoktur. Tarafların ve özellikle Başbakanın bu gerçeği daha fazla zaman kaybetmeden fark etmeleri küresel tsunaminin zararlarını nispeten hafifletebilir; ağır bedeller ödeten, can yakan etkileri azalabilir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü