Türk Dünyası Yardım Kampanyası

CUMHURBAŞKANI’NIN ERMENİSTAN’A GİTMESİ YANLIŞ OLUR

02 Eylül 2008
Mehmet MACİT

Bu yazının yazıldığı sırada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün millî maçı izleme vesilesiyle Ermenistan’a gidip gitmeyeceği açıklık kazanmamıştı. Ancak dışarıya sızan görüntüler gitmeye niyetli olduğunu gösteriyor. Muhtemelen kalabalık bir refakatçi grubu tercih edilmeyecek milletvekilleri kafilede yer almayacak.

Cumhurbaşkanı ile Erivan’a gideceklerin sınırlı sayıda olması, ziyaretin olumsuz etkilerin engelleyecek mi; yahut Türk halkının zihnindeki kuşkuları, kamu oyundaki tepkileri yatıştırabilecek mi?

Bu ziyaretin yapılmasını hararetle isteyen iç ve dış çevrelerin varlığını herkes görüyor. Sol ve liberal cenah uzun zamandan beri Türkiye’nin ilişkilerini düzeltecek adımlar atmasını, hududu açmasını, hatta soykırım iddialarını kabullenerek Ermenilerden özür dilemesini istiyorlar. Bazı öğretim üyeleriyle, üniversiteler ve basındaki belirli kalemler sistemli şekilde bunları açıkça savunuyorlar.

ABD ve AB’den de aynı yönde yoğun baskılar yapılıyor. Türkiye için büyük önem taşıyan üç temel konuda, yani ayrılıkçı-bölücü Kürtçülük hareketi ile Kıbrıs ve Ermeni meselelerinde bu dış merkezlerin tutumu hiç değişmiyor. Her üç konuda da Türkiye sorumlu ülke sayılıyor; sürekli şekilde istenilenleri vermesi, fedakârlık yapması, muhataplarını tatmin ederek problemleri çözmesi isteniyor. Aslında Batı’nın bu tavrı yeni değil; yenilgiler dönemine girdiğimizden bu yana, koskoca imparatorluğu budaya budaya bitirinceye kadar bunları tekrarladılar.

İçerden ve dışarıdan gelen isteklerle, Hükümetin “komşularıyla sıfır problemli Türkiye” ideali bulununca, Cumhurbaşkanı’nın Ermenistan’a gitmesi politik bir tercih haline gelmiş oluyor.

Ancak bu ziyaretin doğuracağı sonuçlar ve muhtemel yan etkilerinin üzerinde durmaktan kaçınılıyor. Oysa esas düşünülmesi, hesaplanması gerekenler bunlardır. Çünkü bu ziyaret sadece Türkiye ile Ermenistan’ın ilişkilerini ilgilendirmiyor. Bir yandan son derece hassas olan bölge dengeleri, diğer yandan başta Azerbaycan olmak üzere Türk Dünyası’na ilişkin politikalarımız bu olaydan doğrudan etkilenmek durumundadır.

Ermenistan, gücü sınırlı, az nüfuslu küçük bir ülke olmasını rağmen, hem Kafkasya’nın siyasi ve askeri dengelerinde, hem de devletler arası politikalarda etkili olan bir siyasal merkez konumundadır.

Soykırım iddialarını otuz-kırk yıl zarfında dünyanın pek çok ülkesinde benimsenmiş duruma getirdiklerini, buna aykırı görüş ileri sürmeyi suç saydırdıklarını biliyoruz. Ermenistan’ın ulusal politikası Türk düşmanlığı üzerine kurulmuştur. Doğu hududumuzu kabul etmezler, Türkiye’nin belirli bir bölümünü kendilerine ait sayarlar, Ağrı Dağı’nı tarihi iddialarının sembolü görüp bayraklaştırırlar.

Bu durumu devletler arasında görülebilen ve ortamın değişmesiyle yoğun çabalarla hafifletilebilecek problemler saysak bile, mesele bitmiyor. Ermenistan sadece bizimle değil, Azerbaycan ile de derin bir zıtlaşma yaşıyor. Bu ülkenin topraklarının beşte birini, on beş yıldan bu yana işgal etmiş bulunuyor. Karabağ’dan silah zoruyla çıkartılan bir milyon Azeri, Bakü’nün varoşlarında yokluk ve sefalet içinde hayatta kalma uğraşı veriyor.

Erivan, Sovyetlerin dağılmasından bu yana Moskova’nın Kafkasya ayağını oluşturuyor. Rusya, İran ve Ermenistan ile kurduğu üçlü mihver üzerinden, bölgeyi kontrolüne almaya çalışıyor. Bu merkez Türkiye’nin hem Kafkasya politikalarının hem de Türk Dünyası ilişkilerinin önündeki en ciddi engeldir.

Kafkasya’ya yönelik her girişimi Azerbaycan ile müşterek geliştirmek zorundayız. Bu strateji bizim tarihi ve coğrafi kaderimizdir. Bunun aksini savunmak, Türkiye’nin geleceğini, milletimizin bu yüzyıldaki konumunu baltalamak anlamına gelir.

Bağımsızlığına kavuşmasından bu yana, Azerbaycan “kaybedilmiş yılları” telafi çabasındadır. Siyasi bağımsızlık, toplumsal şartlar tam olarak oluşmamışsa büyük ölçüde şekilde kalır. Millet, milliyet, milli tarih, milli bilinç gibi psikolojik ve sosyolojik unsurlar yeteri derecede gelişip güçlenmediği zaman, politik istikrarı sağlamak çok zordur.

Azerbaycan bu anlamda kritik bir süreci tamamlamaya uğraşırken, Türkiye’den gelecek olumsuz bir dalga her şeyi bir anda alt üst eder. Bütün sosyal ve siyasal dengeler sarsılır. Azerbaycan’ın dışarıda tutulduğu bir Türkiye-Ermenistan yakınlaşması, kendilerinin dışlanması şeklinde yorumlanır. Türkiye Azerbaycanlıların nazarında milli ve tarihi mülahazaları rahatlıkla bir kenara atıveren, güvenilmeyen bir ülke konumuna gelir.

Kaldı ki bu tarz bir tutum, Türkiye’nin çıkarlarına, bölgesel hesaplara da aykırıdır. Büyük stratejik önem taşıyan enerji güzergahının ve kaynaklarının çıkış yeri Azerbaycan’dır. Bu ülkenin Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının, Nabuco projesinin başlıca dayanağı olduğu ortadadır. Temeli atılan demir-ipek yolunun esas geçiş alanı da burasıdır. Petrol ve doğal gaz zenginliklerinden yeni yeni yararlanmaya başlayan ve sağladığı kazanımlarla pek kısa zamanda bölgenin yıldız ülkesi olmaya aday kardeş Azerbaycan’ı, Ermenistan saplantısıyla incitmek, uzaklaştırmak doğru olur mu?

Dış çevrelerin hesapları, doğrudan kendi amaç ve çıkarlarına dayalıdır. Onlar ne Türk Dünyası ilişkilerimize ne de “bir millet iki devlet” anlayışının anlamına ve vizyonuna bakarlar. Zaten bunlardan hoşlanmazlar. İçimizdeki Ermenistan heveslilerinin zihniyetleri, ideolojik bağlantıları, kozmopolit ve omurgasız yapıları ortadadır. AKP iktidarı bu iç ve dış telkinlerin etkisinde tarihi bir vebali yüklenmeye aday görünüyor. Üstelik atılmaya hazırlanan bu yanlış adım sonuçsuz kalacak; Ermeniler bunu kendi başarıları olarak algılayacaklar, iddialarını daha yüksek sesle dillendirmeye başlayacaklardır.

Türkiye’yi tarihî bir açmaza itelemeye çalışan Batı’lılara gelince, onların 2004’de Annan Plânı gündemde iken buna destek sağlama amacıyla Ankara’ya ne diller döktüklerini, Kıbrıs Türklerine neleri vaat ettiklerini hepimiz hatırlamalıyız.

Ermenistan ile ilişkilenin normalleşmesine çalışmak, kuşkusuz rasyonel bir tercihtir. Ancak bunun temel şartı, Ermenileri iddialarında daha hırslı kılacak yanlış adımlar değil, gerçeği anlatmak ve görmelerini sağlamaktır.

Erivan, Moskova’ya yaslanarak bölgede dilediğini yapamayacağını, Türkiye ve Azerbaycan ile çatışmasının çıkarlarını olumsuz etkilediğini, dünyaya tek açılım alanının Türkiye olduğunu ne kadar erken anlarsa, ilişkilerin sağlıklı bir zemine kavuşması o kadar çabuk mümkün olur.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü