Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Başbakan’ın Sözleri Tarihî Bir Hata Olmuştur

27 Mayıs 2009
Mehmet MACİT

Başbakan Erdoğan Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda hükümetin hazırladığı kanun tasarısını savunurken, çok tartışılacak ve uluslar arası ilişkilerimizi etkileyecek sözler söyledi: “Yıllarca bu ülkede bir şeyler yapıldı. Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu, acaba kazandık mı? Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi…. Paranın dini, milleti, ırkı olmaz ama ne yazık ki öyle olduğunu zannedenler var.”

Bu görüşler herhangi bir vatandaşın değil, Türkiye’nin Başbakanı’na ait olunca, söyledikleri doğal olarak önem kazanıyor, hükümetin konuya ilişkin anlayışını, politikasını yansıtmış oluyor.

Nitekim Yunanistan’dan, Ermenistan’dan, İsrail’den anında mesajlar gelmeye başladı. Yunan basını vakit geçirmeden bu sözlerin üzerine atladı. Etnos Gazetesi “Başbakan Erdoğan’ın Dora Bakoyannis’e büyük fırsat verdiğini” yazdı. Elefteriyos Tipiyos Gazetesi ise “Erdoğan’dan etnik temizlikler için özür…Lozan Antlaşması’nın ihlâl edildiğinin dolaylı olarak kabulü, millî çıkarlarımız açısından önemli olabilir” diye yazdı.

Başbakan bu tarz bir konuşmayı yapmak gereğini neden duydu? Çevresinde bunu kendisine telkin eden müşavirleri kimlerdir? Bunlar net olarak bilinmese bile basınımızda alkış tutanların kimlikleri ortadadır. Fikirleri, zihniyetleri, ideolojik yapıları, ekonomik ve sosyal ilişkileri, geçmişteki ve günümüzdeki bağlantıları bilinen kalemler ve gazeteler koro halinde bu sözleri göklere çıkarmaya, övgüler sıralamaya başladılar.

Bu çevrelerin tavırları şaşırtıcı değildir. Vaktiyle bu ülkenin bir başbakanı, rahmetli Adnan Menderes günümüzdekilerin selefi sayılabilecek döneminin şöhretli gazetecisi Ahmet Emin Yalman ile ilişkisini anlatırken “Allah beni onun dostluğundan korusun” demişti. Sayın Erdoğan Menderes’in ferasetinden esinlenmeyi düşünür mü bilemeyiz; ama meşrepleri, kimlikleri, karakterleri ve mazileri kimsenin meçhulü olmayan bu “kaşarlanmış profesyonel”lere değer vermek suretiyle büyük yanlış yaptığını umarız geç olmadan kendisi de anlar.

Başbakan Erdoğan’ın sözlerinin en vahim tarafı, aşırı derecede belirsiz ve elastiki olması; böylece yakın tarihimizi kapsayacak derecede her türlü yoruma açık bulunmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti imparatorluktan millî devlete geçilerek, bunun siyasî, askerî, sosyal ve ekonomik gerekleri yerine getirilerek kuruldu. Bu dönemde cereyan eden olayların tümünü kendi şartları içerisinde, nedenleri ve gerekçeleri vardır. Lozan’da yüz binlerce insanı ilgilendiren Nüfus Mübadelesi Anlaşması hangi sebeplerle düzenlenmiştir. Bunun öncesinde ve sonrasında neler olmuştur? Türkiye’nin o dönemdeki ekonomik ve sosyal yapısı, imkânları nasıldı? Osmanlı’nın çekildiği çevre coğrafyalardan Anadolu’ya göç etmek zorunda bırakılan yüz binlerce Türk ve Müslüman’ın yerleştirilmesi, ölmeyip hayatlarını sürdürebilecekleri ortamın hazırlanması hangi bütçeyle ve hangi kaynaklarla sağlandı?

Bütün bunları doğru irdelemeden, seksen beş yıl sonra asude bir hayat sürerken, anakronik bir yaklaşımla yakın tarihi yargılayıp suçlamaya kalkışan sıradan bir vatandaş olursa insafsızlık ve haksızlık denilir, geçilebilir. Ancak bu hüküm devleti temsil eden, hükümet politikalarını belirleyen bir başbakan tarafından verilirse boyutu değişir; doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ilzam eden diplomatik bir anlam kazanır.

Şu anda olan budur!

Sayın Başbakan aynı konuşmasında “paranın dini ve imanı olmaz” diyerek mayınlı alanın temizlenmesine ilişkin kanun tasarısını savunuyor. Buranın kırk dört yıllığına İsraillilere verilmesinin sakıncası olmadığını anlatmaya çalışıyor.

Oysa paranın dini de, milliyeti de, karakteri de, amacı da vardır. Dünya pazarlarında egemen olan gelişmiş ülkelere ait büyük şirketlerin birbirleriyle nasıl kıyasıya rekabet halinde olduklarını, ABD başta olmak üzere, Fransa, Almanya, İngiltere ve nihayet Çin ve Rusya gibi ülkelerin kendi şirketlerini anaç tavuk gibi nasıl sahiplendiklerini, onlara pazar bulmak için nasıl çırpındıklarını, stratejik diye tanımladıkları alanları yabancılara nasıl kapalı tuttuklarını görmüyor muyuz?

Bunlar bir yana kendi ülkemizde devlet imkânlarını, kamu kaynaklarını kullanmaya çalışan iş adamlarının iktidarın çevresinde saf tuttuklarını, düne kadar devrimci sol örgütlerde yöneticilik yapanların tezgahlarını sürdürebilmek için TV ve gazeteleriyle birlikte sayın Başbakanın yanı başında yer alıp her fırsatta “ilan-ı aşk” ettiklerini bilmiyor muyuz? Bu gibi çıkarcı ve oportünist örnekler paranın dinsizliği ve milliyetsizliği anlamında da yorumlansa bile, aslında siyasal ve ideolojik bir araç olarak kullanılmakta olduğunu gösteriyor.

Sayın Başbakan Davos’ta incittiğini düşündüğü Yahudilerin gönlünü alma ve yoğun şekilde eleştirilen mayınlı alanla ilgili kanun tasarısını savunmak isterken Türkiye’nin başını çok ağrıtacak tarihî bir hata yaptı. Şimdiden sonra ne kadar tevil edilirse edilsin Türkiye ile problemleri bulunan bütün ülkeler, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler son yüzyılın bizim açımızdan çok kritik döneminde yapılan uygulamalarla ilgili olarak iddialarını öne sürerken, faşizan bir yaklaşım sergilediğimizi Erdoğan’ın sözlerini referans yaparak öne süreceklerdir. Öte yandan Kürtçü ayrılıkçılar her fırsatta bu sözlere değinip kendilerine pay çıkarmak isteyeceklerdir.

Özetle Başbakanın yaptığı yanlışın bedelini sonuçta hep birlikte ödemek için çalışacağız.

Yazık değil mi!

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü