Türk Dünyası Yardım Kampanyası

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ÇATISI ALTINDA MEYDAN OKUNUYOR

28 Şubat 2009
Mehmet MACİT

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün TBMM’de grup toplantısında  Kürtçe konuşması etno- milliyetçi Kürtçülük hareketinin yeni bir hamlesidir.  Bu çıkış bazı çevrelerde  alkışlarla karşılandı. Öcalan’ın “Demokratik özgürlük” diye ifade ettiği Türkiye’yi anayasal zeminde ayrıştırma projesinin üç somut ayağı var:

         1- PKK’lıların tümünü kapsayan kapsamlı bir af kanunu çıkararak, örgüt militanlarının legalleşip serbestçe siyaset yapacakları bir ortam hazırlamak.

         2-  Yerel yönetimleri  savunma ve dış ilişkiler hariç, Ankara’nın kontrolünden  çıkararak, federalleşmenin en kestirme adımı olacak tarzda geniş yetkilerle donatmak.

         3- Kürtçe’nin  resmi kurumlar ve işlemlerde, her kademedeki okullarda ikinci bir dil halinde Türkçe ile birlikte kullanılmasını sağlamak üzere bütün yasal engelleri kaldırmak,  durumu Anayasada açıkça belirtmek.

         Dilin millet diye tanımlanan sosyolojik oluşumun başlıca unsurlarından biri olduğunu herkes biliyor.  Bunu doğal olarak Kürtçüler de görüyorlar.  Amaçları Kürtçe’yi  farklı diyalektiklerinden  sıyırarak  bölge halkının hem fiili hem de  resmi ifade aracı haline getirmek.

         DTP’li belediyelerde kimi başkanlar görevlerinden alınsalar bile, bölgede belediyecilik faaliyetlerinde önemli ölçüde Kürtçe kullanılıyor. DTP’li milletvekilleri toplantılarında diledikleri kadar Kürtçe konuşuyorlar. Bölge insanlarını  mutlaka Kürtçe konuşmak üzere kışkırtılıyorlar.

         Anayasamızda “Devletin Dil’i Türkçe’dir” diye belirtilmesine rağmen, bu kesin hüküm çeşitli mülahazalarla delik deşik ediliyor.  Kürkçe yayın yapan  TV kanalı açılıyor;  Başbakan halka bir cümleyle de olsa Kürtçe hitap etmekte sakınca görmüyor. Örgütün kullandığı şiddet yöntemi  ve içeriden dışarıdan gelen baskılar karşısında demokratikleşme adına adım adım geri çekilen üniter ulus devlet,  artık sırtını duvara dayamış bulunuyor.

         Ahmet Türk’ün Meclisteki çıkışı bir güç gösterisidir. Bu taktik manevra yerini buldu; başta basın ve siyaset olmak üzere,  bu tarz girişimlerinde  kendilerine destek veren, davranışlarını övgüyle karşılayan kesimlerden alkış topladı.

         Yetmişli yıllarda ülkenin kurtuluşunu Marksist – Maoist diktatörlüğe göre, bu amaç için, Lübnan’a gidip terörist kamplarında  eğitim alan Cengiz Çandar “Kürt Ahmet Türk çok iyi yaptı” başlıklı yazısında şöyle diyor:

         İşte Ahmet Türk,  basit bir hamle ile, TBMM binası içinde kendi partisinin toplantısında  ana dilinde konuşarak, bir dizi kanunu ve hatta anayasa maddesini kadük hale getirivermiştir. İyi yapmıştır. Hangi gerekçe ile olursa olsun iyi olmuştur. Kürtlerin başta anadil kullanımı olmak üzere, hakları yerine gelmeden, Türkiye’de demokratikleşme olamaz”

         İlginç bir  metafor içerisinde  seyreden Mümtazer Türköne’ye   göre de “Kürtçe sorununu ana dilin her alanda  kullanılması sorunu olarak kabul etmek lazım. O zaman Kürt sorununu çözmek için Kürtçe sorununu bütünüyle çözmek gerekir. Bunu ölçüsü  ise Kürtçe başlığı altına alınacak hiçbir eksiğin kalmamasıdır.”

         Başka bir yazar ise Türkiye’ye Güney Afrika Cumhuriyeti gibi yapısı ve tarihi oluşumu bilinen bir ülkeyi örnek vermekte sakınca görmüyor. Burada  hem kamusal alanlarda, hem de  seçim kampanyasında altı resmi dilin birden serbestçe kullanıldığını söylüyor.

         DTP Gurup Başkan Vekili Selahattin Demirtaş, bu desteklerden güç alarak, yasal bir engelle karşılaşmadan  rahatça hareket edebildiklerini görerek bir adım daha atacaklarını ilan ediyor: “İç tüzükte Meclis çalışmalarının Türkçe olacağına ilişkin bir zorunluluk bulunmuyor. Guruptan sonra Meclis Genel Kurulunda da Kürtçe konuşabiliriz”.

         Hem örgüt mensupları, hem de yandaşları  yasal durumu görmek istemiyorlar. İç tüzükte bu zorunluluğu işaret eden bir madde olmasa bile, Anayasanın üçüncü maddesinin hükmü açıktır: “Türkiye Devleti  ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.”

         Milletvekili sıfatını taşıyan örgüt elemanları, TBMM kürsüsünde yaptıkları  yemini unutuyorlar; Meclis’in Türkiye Devleti’ni oluşturan  kurumların en yücesi olduğunu,  orada Türkçe’den başka bir dilde konuşma yapamayacaklarını düşünmüyorlar.

         Pervarsızca, saygısızca, TBMM ile örgütün her hangi bir toplantı yerini birbirine karıştırıyorlar.

         Konumları, sıfatları ne olursa olsun, örgüt militanlarının psikolojik yapısını, zihniyetlerini, niyetlerini  herkes biliyor.  Bütün girişimlerini Türkiye Cumhuriyeti Devletini etkisiz hale getirmek, anayasa ve yasaları  işlemez kılmak, güç kullanarak, korkutup sindirerek kontrolü ellerine geçirmek üzerinde yoğunlaştıran, Öcalan’ın talimatı doğrultusunda  hareket eden bu militanlarla  uzlaşma sağlanabileceğine inananlar hayal kuruyorlar. Türkiye Devleti’nin teslim alınmak istendiğini nedense anlamak istemiyorlar.

         Sonuçta gerek örgütün politik temsilcileri, gerekse basında ve siyasetteki yandaşları çok tehlikeli bir oyun içindeler. Türkiye’nin  üniter yapısını, milli varlığını koruması bakımından bir adım dahi gerilemesinin mümkün olmadığını görmüyorlar. Örgütün amaçları doğrultusunda sıkça tekrarlayıp durdukları demokratik sloganların, bu pervarsızlıkları sürdükçe  patlayıcı bir maddeye dönüşebileceğini,  avuçlarında patlayacağını düşünmüyorlar.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü