Türk Dünyası Yardım Kampanyası

REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ VE ÜNİVERSİTE PROBLEMİ

00 0000
Mehmet Macit

22 Üniversitenin rektörlük seçimlerinin ilk aşaması tamamlandı, adaylar belirlendi. Oy sıralamasına göre, her üniversiteden YÖK’e iletilecek altı aday arasından Kurul, üç ismi belirleyip Cumhurbaşkanına sunacak. Cumhurbaşkanı bunlardan birini rektör olarak atayacak.

          YÖK yasasının yürürlüğe girmesinden sonra, yıllardır uygulanmakta olan bu atama sistemine ilişkin olarak, bazı çevrelerde yoğun bir tartışma başlatıldı. Bazı üniversitelerde seçimlerde ilk sırada yer alan isimlerin yerine, YÖK  yahut Cumhurbaşkanlığında farklı bir tercih yapılmasından endişe ediliyor ve ihtimali önlemek amacıyla psikolojik baskı oluşturulmaya çalışılıyor.

          Bu çevrelerin endişe ve tepkilerinin nedenini anlamak zor değil. Bunlar önceki Cumhurbaşkanı Sezer döneminde yapılan tercihlerden, atamalardan son derece memnundular.  Seçimlerde çok düşük oy alan, son sıralardan listelere girebilen  dostlarının, yandaşlarının yasanın makama verdiği imkânla rektör olarak atanmalarında herhangi bir kural  yanlışı, antidemokratik tutum, etik bir sorun görmüyorlardı. Ferit Bernay’ın üçyüze yakın oy alan Osman Çakır’a karşı 71 oyla rektör yapılmasını, Kadri Yamaç’ın  Rıza Ayhan’ın aldığı 1063 oya karşı üçyüz civarında oyla tercih edilmesini yahut Kastamonu’da biri kendisinin iki oyu bulunan bir ismin atanmasını çok doğal buluyorlardı.

          Malatya, Eğe, Antalya, Hatay gibi daha bir çok örneklerle bu asimetrik tablo kolayca zenginleştirilebilir. Sonuçta Sezer’in yedi yıllık döneminde, başka anayasal kurumların yanı sıra, üniversitelerde sol görüşlü isimlerin rektör yapılması sonucu diledikleri yapılanmayı önemli ölçüde  sağlamayı başardılar.

          Şimdi tablonun değişme ihtimali bu çevreleri tedirgin ediyor. Başta bazı basın organları olmak üzere, çeşitli kanallardan kampanya başlatılıyor. Bu tartışmaları ileriye taşıyacakları, yapabilirlerse yargı yoluna başvuracakları, kısacası güçleri yettiğince engelleme yapacakları kesindir.

          Aslında tartışma konusu yapılan üniversitelerde seçim sonuçlarının nasıl çıkacağı çok önceden belliydi. Rektörlükleri döneminde buralarda yoğun bir kadrolaşma yapan, öğretim üyeliği kadrolarına, kariyerlerine ve niteliklerine bakılmaksızın   kendi zihniyetlerinden insanlarla dolduran, kampanya sırasında makamın bütün imkânlarını seferber eden rektörlerin haksız bir avantaj sağladıklarını herkes görüyordu. Nitekim seçim sıralamaları tahminleri önemli ölçüde  doğruladı.

          Durum garantiye alındığından, yasa gereği yeniden aday olamayan bazı rektörler eşlerini aday gösterdi. Böylece bilim dünyasında benzeri olmayan bir hanedanlık sistemi uygulamaya konuldu. Ancak söz konusu çevreler ve basındaki sözcüleri bu etik çarpıklığa hiç değinmiyorlar. Oysa tersi olsaydı kıyameti koparırlar, bilim kurumlarının yönetiminin monarşik bir yapıya dönüştürülmesinin yasal boşluklardan yararlanılmasının doğru ve ahlâki olmadığını söyler, bu girişimleri şiddetle kınarlardı.

          Bunu yapmak yerine, taktik saldırı başlatıyorlar. Önce YÖK’ü sonra da Cumhurbaşkanlığını baskı altına alarak geçmiş dönemde kurulmuş olan düzenin devamını  sağlamaya çalışıyorlar.

          Üniversiteler her bakımdan ciddi bir Problemdir. Bu  seçimler sisteminin boşluklarını, çarpıklığını bir kere daha ortaya koydu. Öncelikle rektörlerin bu tek adam egemenliği  fevkâlade yanlıştır. Bu gün özellikle  bazı büyük üniversitelerde muazzam bir rant olayı  yaşanmaktadır. İstanbul Üniversitesi’nin bütçesi, yan gelirleriyle birlikte bir milyar YTL’nı buluyor. İhaleler, döner sermayeler, yurtlar, kantinler, oto parklarla,  arazi ve arsa kullanımıyla giderek büyüyen, genişleyen maddi imkânların kullanımının bir tek insanın inisiyatifine verilmesi son derece sakıncalıdır. Üstelik bu tasarrufların denetimi yasal yetersizliklerden ötürü yeterli şekilde yapılmıyorsa, şeffaf ve açık bir düzen kurulamamışsa problem doğal olarak daha da ağırlaşır. Rektörlük seçimleri giderek bir hizmet yarışı olmaktan çıkar, başka mecralara kayar.

          Bir bilim yuvasının  nasıl bir rant alanına dönüştürüldüğünü görmek  için, Ankara’nın son  dönemlerde çok rağbet bulan, gayrimenkul fiyatları tavan yapan merkezi bir yerinde arsası bulunan bir üniversite rektörünün, buraya konut yapmak üzere  bir inşaat firmasıyla yaptığı ön sözleşmeye bakmak yeter. Burasını bilimsel çalışmalar için kullanmak, yahut sıkışık durumdaki mevcut hastahanelerine ek bina yapmak yerine, emsalinin çok altında bir fiyatla pazarlamaya çalışan rektörün, görevini sürdürmesi cehdinin  nedeni ortadadır.

          YÖK kısır tartışmalarla, yıpranmasına yol açan anlamsız  polemiklerle zaman kaybetmek yerine öncelikle bu konulara el atmalıdır. Üniversitelerin kuruluş amaçlarını gerçekleştirebilecekleri  yeni bir yapılanmaya geçirilmesinin zamanı çoktan geldi. Öncelikle bu kurumlarda bilimsel çalışmalarla mali yönetimin aynı elde toplanmasının, kontrolsüz sarf yetkisi verilmesinin sakıncaları ortadadır. Kaynaklarının  kullanılmasında şeffak  ve açık bir sistem ve alım-satım yöntemi kurulmalı, düzenli bir denetim sağlanmalı, bu günkü tek  insana dayalı  otoriter sistem kesinlikle kaldırılmalıdır.

          En seçkin beyinlerinin, bilim insanlarının yer aldığı bu kurumlarda, tek adam egemenliği  evvelâ bu aydınlara saygısızlıktır. Rektörle iyi geçinmeyen bir öğretim üyesinin kariyer kapılarının kapanabildiği, hayatının istenirse karartıldığı ortamı normal ve adil bulmak mümkün değildir. Bu patronaj” düzeninin  şimdiye kadar ciddi bir tepki görmeden bu günlere gelinmiş olması düşündürücüdür.

          Üniversitelerini normalleştiremeyen, gelişmiş ülkelerdekine benzer bir sistem kuramayan, rahat ve özgür bilimsel çalışma ortamı oluşturamayan ülkemizde, bilimsel alanlarda ciddi hamlelerin yapılmasını, evrensel başarıların elde edilmesini, bilim literatüründe ön plânda yer alınmasını beklemek elbette  hayal olur.

          Makamla yakınlık kuranlar imkân  kapılarının açıldığı,  kilikleşmelerin yaşandığı, yoğun bir çekişme dedikodu ortamının bulunduğu bir yerde huzurlu, güvenli bilimsel çalışmalar yapılması mümkün müdür?

          Maddî sıkıntılarla boğuşan, geleceği konusunda kuşkulu olan, önlerini göremeyen, ciddi bilimsel çabalara, niteliğe değer verilmemesinin hüsranını yaşayan üniversite kadrolarındaki insanlardan daha mükemmelini beklemek haksızlık olur.

          Üniversitelerin esas problemleri ortada iken, rektörlük seçimlerinin bu derece öne çıkması, sistemi bütünüyle yeniden yapılandıracak girişimlerin gündemde olmaması, ülkemiz açısından kaygı vericidir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü