Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Pekin’in Doğu Türkistan’da Asimilasyon ve Ayrımcılık Politikaları

09 Temmuz 2009
Mehmet VOLKAN

Geride bıraktığımız günlerde, Doğu Türkistan modern zamanların en büyük katliamlarından birine sahne oldu. Aslında bu olaylar, bölgede ne ilk kez yaşanıyordu, ne de ilk defa bu ölçüde büyük katliamlara girişiliyordu. Çin Doğu Türkistan’ın işgal ettiği günden beri, yani yaklaşık iki yüz elli yıldır bölgede sürekli katliamlar ve soykırımlar uygulamaktaydı. Sadece son yirmi yılda yaşanan birçok hadisenin bile son olaylardan geri kalır yanları yoktu. Ancak ilk kez bölgedeki katliamlar dünya kamuoyunda bu denli yer buldu. Bunun başlıca sebebi ise dünyanın artık eskisi gibi olmamasıdır. Bugün iletişim imkanlarının ulaştığı seviye Çin gibi bir ülkenin bile bazı şeyleri ört bas etmesini imkansız kılmaktadır. Bugünkü olayları anlayabilmek için ise, Çin’in Doğu Türkistan’a yönelik politikalarına göz atmak gerekir.
Doğu Türkistan’ın yerli nüfusu çok büyük oranda Türk halklarından oluşur. Fakat bugün çok şiddetli Çin göçünden dolayı durum değişmiştir. Han Çinlilerinin bu yoğun göçü, yerel halklar için belki de en önemli sorundur, fakat kesinlikle tek sorun değildir. Bütün Türk halkları, özellikle de ana unsur olan Uygurlar Pekin’in yoğun baskısı altında yaşamaktadırlar. Fakat buna rağmen Pekin, 11 Eylül saldırılarından sonra dünyada oluşan İslamcı terörist imajından faydalanmak için Uygurları İslamcı teröristler olarak nitelemeye devam etmektedir. Çin yönetimi Doğu Türkistan’daki sorunların çözümü konusunda istekli görünmemektedir. Aksine geniş bir asimilasyon politikasını devam ettirmektedir. Ancak Çin’in bu konuda istekli olması ve adım atması bu konunun çözümü için şarttır, aksi halde baskı ve yıldırma politikalarının ve katliamların devamının bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükleyeceği aşikardır. Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri Çin’in bir iç meselesi olarak kabul edilemez. Bu konu, artık tartışmasız olarak uluslararası bir meseledir ve katliamların durması için bütün dünya ülkeleri bölgeye bir an önce gözlemciler göndermeli olayları yerinde incelemelidir.
Bölgedeki en önemli sorunun şiddetli Han Çinli göçü olduğundan bahsetmiştik. Doğu Türkistan, asırlarca Türk medeniyetinin en etkileyici bölgelerinden biri olmuştur, yani tarihi olarak bir Türk bölgesidir. Bölgedeki Han Çinli nüfusu, 1949’da, “Sincan’ın gönüllü yeniden entegrasyonu”nun hemen ardından, sadece %6’ydı. Bu oran 2001’de %40’a yükselmiştir.[1] Bugün yarıdan fazla olduğu tahmin edilmektedir. Yani, Çin’in Doğu Türkistan’daki varlığının Rusya’nın Orta Asya işgali veya İngiltere’nin Hindistan’ı sömürgeleştirmesinden bir farkı yoktur. Hatta inanılmaz asimilasyon süresi, ayrımcılık ve insan hakları konusundaki baskılar açısından çok daha kötüdür. Han Çinlileri çok açık bir biçimde desteklenmektedir. Üretim, ulaşım, iletişim, petrol ve gaz endüstrilerindeki işlerin beşte dördüne, inşaat sektöründeki işlerin de onda dokuzuna Çinliler sahiptir.[2] Ayrıca bu bölgedeki Çinliler, Çin’in herhangi diğer bir bölgesine göre çok daha gevşek bir aile planlaması politikasından yararlanmaktadır.[3] Bu, Çin’in amacını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
1998’den itibaren geniş kapsamlı tutuklamalar, yüzlerce idam, hem dini hem seküler kurumlara yönelik yasaklamalar, işkenceler ve baskının her türlüsünü içeren bir yöntem kullanılmaya başlanmıştır. Meşhur Barın, Kulca gibi çeşitli katliamlarsa zalimlik bakımından son olaylardan geri kalmamaktadırlar.. 2001’den beriyse baskı maksimum noktaya ulaşmıştır. Öğrencilerin ibadet etmeleri, Ramazan’da oruç tutmaları resmi olarak yasaklanmıştır. Sadece Kuran bulundurmak tevkife uğramak için yeterli bir sebep haline gelmiştir.[4] Ayrıca eğitim tamamen Han kültürüne ve siyasetine hizmet eden bir hale gelmiş, Çince tek resmi eğitim dili olmuştur. Türk halklarının dilleri eğitimden tamamen çıkarılmıştır.[5] Han Çinlileri ile Türk hakları arasındaki gelir farkı ise uçurum düzeyine gelmiştir ve günden güne de artmaktadır. Doğu Türkistan’ın sanayi ve ticaret merkezi olan Urumçi, modern yapısı ve gökdelenleriyle göz kamaştırmakta, ancak bu şehrin nüfusunun yaklaşık %90’ını Çinliler oluşturmaktadır. Çin ekonomisinin son yıllardaki akıl almaz büyümesinden nasiplenen sadece Çinliler olmaktadır.
Doğu Türkistan’da tarım ölmek üzeredir. Su kaynakları azalmakta, çölleşme Turfan ve Hoten’de yayılmaktadır.[6] Bunların sebepleri, Çin’in Doğu Türkistan’ı bir labaratuvar olarak görmesi ve her türlü biyolojik, kimyasal, nükleer denemeleri için bu bölgeyi kullanmasıdır. Bölge dünyada kanserin en yoğun olduğu yerlerden biridir. Ayrıca Burma ve Afganistan’dan ithal edilen eroinin fazla kullanımı sebebiyle bölgede Çin’in diğer bütün bölgelerine göre çok daha yüksek oranda HIV vakasına rastlanmaktadır.[7]
Pekin esas olarak üç siyasa izlemektedir. İlk olarak sürekli artan Çinli nüfus oranıyla kültürel asimilasyonu sağlamak. İkincisi, daha önce söylenenlere ek olarak; camileri kapatarak, Kuran okunmasını yasaklayarak İslam kültürünü tam olarak yok etmek. Son olarak ise diğer devletlerin Uygurlar’ı desteklemelerini önlemek.[8] Ancak sorun gün geçtikçe daha çok uluslararası bir hal almaktadır. Doğu Türkistan’ın esas destekçileri; Orta Asya, Türkiye, Almanya, A.B.D gibi ülkelerdeki Uygur diasporalarıdır. Çin’in üç yüz binden fazla bir Uygur nüfusuna sahip olan Orta Asya devletlerine yoğun baskısı devam etmektedir. Çin’in baskıları sadece Orta Asya devletlerinde değil Türkiye üzerinde de etkili olmaktadır. Bugün Dünya Uygur Kurultayı Başkanı ve batı dünyasının insan hakları savunucusu olarak tanıdığı, Nobel Barış Ödülü adayı Rabia Kadir’in Türkiye’ye girişi yasaktır. Her şeye rağmen diaspora ve insan hakları örgütleri özellikle son yıllarda seslerini daha çok duyurma imkanı bulmaya başlamışlardır
Buna karşın Çin bütün Uygurları terörist olarak etiketlemek için çok yoğun bir çaba içindedir. Swanström İslamiyet’in Çin tarafından “Sincan”daki ayrılıkçı hareketlerin ana sebebi olarak görüldüğünü iddia etmektedir.[9] Fakat Çin’in bu tezini gerçeğe uygun görmek safdillik olacaktır. Çünkü, bilindiği gibi, Çin ciddi bir Müslüman Çinli (Dungan) nüfusa da sahiptir. Çin yönetiminden kaynaklı olarak hiçbir sayı kesin olarak bilinemese de, Müslüman Çinli nüfus yirmi milyon ile kırk milyon arasında bir yerde tahmin edilmektedir. Bu Müslüman Çinlilere karşı ise herhangi bir yaptırım, baskı ve asimilasyon politikası görülmemektedir. Yani, idrak etmenin çok zor olmadığı gibi, Doğu Türkistan’daki sorun Pekin’in kafasında, dini olmaktan ziyade etnik bir mevzudur. İslam, ayrılıkçılığın ana sebebi olmaktan ziyade, Pekin tarafından Uygurları radikal teröristler olarak etiketlemek amacıyla kullanılmaktadır. Bu anlamda 11 Eylül Pekin için altın bir fırsat olmuştur. Uygur ayrılıkçılarının dış İslamcı ağlar tarafından desteklediğine yönelik hiçbir kanıt yoktur. Taliban etkisi iddiaları ise tamamen desteksizdir. Kısa Çin-Afgan sınırındaki dağ geçidi olan Wakhan koridoru Taliban karşıtı kuzey ittifakı tarafından kontrol edilmektedir. Yani Taliban ile herhangi bir temas söz konusu değildir.[10]
Çin baskısının Uygurlar arasında İslam kimliğini güçlendirdiği ise tartışmadan uzak bir gerçektir. Fakat burada, İslam Uygur hareketlerine bir kaynak olmaktan öte çaresiz halk için bir sığınak olarak ortaya çıkmaktadır. Nankivell’in makalesinin başlığında (China’s Muslim Seperatists: Terrorists or Terrorized?) sorgulandığı gibi, Uygurlar terörist değil, Pekin tarafından marjinalize ve terörize edilmeye çalışılan bir halktır. Bunun bir sonucu olarak ise bölge, ikinci bir uluslararası faktör olarak, İslamcı eğilimlerin ilgisini çekmeye başlamıştır. Uygur hareketinde etkili olmaya başlayan birinci uluslararası faktör ise bütün dünyada kimlik politikalarının yükselen küresel gücüdür.[11]
Çin bazı göstermelik yatırımlarla uluslararası kuruluşları yanıltmaya çalışmaktadır. Bu yatırımlardan yalnızca Han Çinlilerinin yararlandığını tahmin etmek zor olmayacaktır. Fuller ve Star’ın söylediği gibi bu çeşit yatırımların amacı “Sincan”ın geniş Çin sistemine tam ve eşit katılımını sağlamak değil, uzun vadede bölgenin Çin siyaseti, ekonomisi ve toplumuna tam olarak asimile olmasını sağlamaktır.[12] Ayrıca Pekin böl-yönet yöntemiyle Uygur olmayan Türk halklarına sıcaklık göstermekte, onları bölgede oluşması muhtemel pekişmiş bir Uygur kimliğinin ortaya çıkışına karşı koymaları için cesaretlendirmektedir.[13]
Son olarak Doğu Türkistan’ın Çin için neden bu kadar önemli olduğuna değinmek istiyorum. Cevap her emperyalist harekette olduğu gibi basit: sahip olduğu kaynaklar nedeniyle. Bundan da öte bölge Çin’in Orta Asya’ya açılan kapısı konumunda. Bölgenin 3.3 milyar ton petrol ve 1.16 trilyon küp gaz rezervlerine sahip olduğu tahmin edilmekte.[14] Aslında en önemlisi Çin’in şiddetli bir şekilde ihtiyaç duyduğu ve her geçen gün daha çok ihtiyaç duyacağı, enerji kaynaklarının Çin’e aktarımında Doğu Türkistan’dan başka seçeneği olmaması. Gerek Hazar Havzası’ndan gerekse Rusya’dan gelmesi muhtemel boru hatları Doğu Türkistan’dan Çin’e giriş yapmak zorunda. Bu da Çin’in bölgede güvenliğe ne kadar ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.
Kısaca, Doğu Türkistan uzun yıllardır çok geniş bir asimilasyon, baskı ve ayrımcılık politikasını yaşamakta. Çin, Doğu Türkistan’daki sorunları barışçı yollarla çözmektense Han azınlığını ve doğal kaynakları korumak (!) ihtiyacı hissediyor. Bölgenin otonomisi sadece kağıt üstünde kalmışken, Çin’in zorbalık ve katliamları gelecek için ümit vermekten çok uzak. Ancak ve ancak uluslararası organizasyonlar ve diaspora, bu vahşi insan hakları suçlarına dünya kamuoyunun ilgisini yeterince çekebilirse sorunların çözümünde ve Doğu Türkistan Türk halklarının zulümden korunmasında adımlar atılabilir. Olayların en temelinde dil (eğitimde) ve din özgürlüğünün olmamasının yanında bölgeye her gün yeni Han Çinlileri’nin yerleştirilmesi yatmakta. Tabi ki bu yerleştirme beraberinde yerel halkların ekonomiden ve her türlü toplumsal alandan dışlanmasına neden oluyor. En ufak bir tepkide ise en temel insan hakkı olan yaşama hakkı bile elinizden bu kadar kolay alınabiliyor.

Kaynaklar:
-China: Human Rights Concerns in Xinjiang (2001)
- Fuller, Graham ve Star, Frederick; The Xinjiang Problem, Central Asia-Caucasus Institute, The Johns Hopkins University
-Nankivell, Nathan (2002) China’s Muslim Seperatists: Terrorists or Terrorized?
-Swanström, Niklas (2005) China and Central Asia: a new Great Game or traditional vassal relations, Journal of Contemporary China 45. sayı içinde


[1] China: Human Rights Concerns in Xinjiang, s. 1

[2] Fuller and Star, The Xinjiang Problem, s. 18

[3] China: Human Rights, s.7

[4] China: Human Rights, s. 4

[5] Fuller and Star, The Xinjiang Problem, s. 6

[6] A.g.e., s. 17

[7] A.g.e., s. 42

[8] Nankivell, China’s Muslim Seperatists: Terrorists or Terrorized?, s. 2

[9] Swanström, China and Central Asia, s. 574

[10] China: Human Rights, s. 3

[11] Fuller and Star, The Xinjiang Problem, s. 33

[12] Ibid., p. 31

[13] Ibid., p. 32

[14] Nankivell, China’s Muslim Seperatists, p. 2

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü