Büyük Türk Milleti,
Asil Türk Gençliği,
Millet olarak tarihte kurduğumuz en uzun süreli ve güçlü hanedan devleti olan Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile büyük bir hezimet ile karşı karşıya kalmıştı. II. Mahmud ve Tanzimat Dönemlerinde devlet yapısı ve ordusu büyük ölçüde yenilenen Osmanlı Devleti, önce gayrimüslim sonra Müslüman unsurların ayrılıkçı faaliyetlerine karşı Osmanlı Birliği ve İslam Birliği siyaseti gütmüş ancak Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sonunda Balkanlar ve Orta Doğu’daki topraklarını kaybetmişti. Anadolu’nun doğusu ve güneydoğusunda Ermenistan ve Kürdistan, Doğu Karadeniz’de ise Pontus hayallerini kuvveden fiile çıkarmak için fırsat bekleyenlere gün doğmuştu.
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Hükûmeti, dayatılan ateşkes antlaşmasının, düşman güçler tarafından ülkemizin istedikleri yerini işgal edebilmelerine imkân tanıyan maddeleri dâhil, bütün şartlarını kabul etmişti. Teslim olmuş, kendimizi galip devletlerin merhamet ve insafına terk etmiştik. Ama aslında teslim olan, millet değildi. Millet, derhâl Kuvayımilliye ruhuyla “Müdafaa-i hukuk” ve “Redd-i ilhak” adları altında cemiyetler kurmaya başladı. Vatanın kahraman evlatları, bulundukları bölgelerde işgallere karşı direndiler. En büyük eksik, bütün bu direniş ocaklarını birleştirerek millî gaye etrafında toparlayacak bir önder idi.
Çanakkale muharebelerinde yıldızı parlayan ve Doğu Anadolu cephesinden de büyük yararlıklar gösteren genç bir Paşa, savaş sonrasında 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldiğinde işgalci devletlerin gemilerine bakarak “Geldikleri gibi giderler!” demişti. İşte o genç Paşa, bir müddet İstanbul’da, devleti içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için çareler ararken beklediği fırsat geldi. Kendisine yapılan 9. Ordu Kıtaları Müfettişliği teklifini hemen kabul eden Mustafa Kemal Paşa, çok geniş yetkilerle donanmış olarak görünüşte İngilizlerin şikâyetleri üzerine yöredeki çetelerin faaliyetlerini engellemek üzere 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Samsun’a hareket etti. Bir gün önce Yunanlar İzmir’i işgal etmişti. İzmir’in işgali ve Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, Türk Millî Mücadelesinin başlaması ve liderine kavuşması bakımından çok önemlidir. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkışıyla başlattığı Büyük Nutuk’ta Mustafa Kemal, genel manzara hakkında yaptığı değerlendirmenin sonunda şunu söyler:
“Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da millî hâkimiyete dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti tesis etmek!”
“Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. (…) Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır!”
Dolayısıyla “Ya istiklal ya ölüm! İşte hakiki kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı.”
Samsun’da, Havza’da yapılan görüşmeler ve yayımlanan genelgeden sonra 22 Haziran 1919’da, Millî Mücadele’nin esaslarını ortaya koyan Amasya Tamimi yayımlandı. Tamim’de şunlar vurgulanmaktaydı:
“Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini gene milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Erzurum’a geçer. İngilizlerin İstanbul Hükûmeti’ne Mustafa Kemal Paşa’nın geri çağrılması yönündeki baskıları artar ve neticede Paşa, askerlikten istifa ederek sineyimillete döner. 23 Temmuz 1919’da toplanan ve başkanlığını Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı Kongre’de, “Millî sınırlar dâhilinde bulunan vatanın bütün kısımları bir bütündür. Yekdiğerinden ayrılamaz.” denilerek her türlü yabancı işgal ve müdahalesine direnme kararı alınır. Vatanın ve bağımsızlığın muhafaza ve teminine merkezî hükûmet muktedir olamadığı takdirde, maksadın temini için Millî Kongrece seçilecek geçici bir hükûmet teşkil edileceği, şayet Kongre toplanmış değilse bu seçimi Heyet-i Temsiliyenin yapacağı kararlaştırılmıştır. Millî güçleri (Kuvayımilliye) etkili ve millî iradeyi egemen kılmak ilkesini vurgulayan bu kararlar, 4 Eylül’de toplanan Sivas Kongresi ile tasdik edilmiş, müdafaa-i hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiş ve daha sonra Millî Mücadele’nin merkezi olan Ankara’ya geçilmiştir.
Milletin sesini yükselten kongreler neticede, Osmanlı Meclis-i Mebusanı için seçimlerin yapılmasını ve Meclis’in toplanmasını sağlamıştı. 12 Ocak 1920 Pazartesi günü açılan Meclis, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile bağlantısını koruyarak görevine başlamıştı. Bu durum, İngilizlerde hoşnutsuzluğa yola açınca Saray ve Hükûmet üzerindeki baskılar arttı. Meclis, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin aldığı kararlar doğrultusunda 28 Ocak 1920’de “Misakımillî” metnini kabul ediyordu.
Vatanın bütünlüğü, milletin hürriyeti ve tam bağımsızlığını sağlama esasına dayalı Misakımillî’nin ilanı üzerine baskılarını artıran işgal kuvvetleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’u resmen işgal ettiler. Bunun üzerine Meclis-i Mebusandan kurtulup gelebilecek mebusların da katılmasıyla, Anadolu ve Rumeli'de yeniden yapılacak seçimlerle Ankara'da yeniden bir meclisin toplanmasına karar verildi. 23 Nisan 1920 Cuma günü, Hacı Bayram Camii’inde kılınan Cuma namazından sonra dualarla Büyük Millet Meclisi açıldı.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışından itibaren Türk Millî Mücadelesini başarıyla yürüten ve bu süreç sonunda da 30 Ağustos Zaferinin ardından düşman işgaline son veren Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki TBMM, 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda ifade edilen “Hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını[geleceğini, kaderini]bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir[dayanır].” şeklindeki maddeye 29 Ekim 1923’te “Türkiye Devleti’nin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir.” cümlesini ekleyerek fiilen yürürlükte olan yeni rejimin adını koymuştur.
Genç Kardeşlerim,
Atatürk, işgalden Cumhuriyet’in ilanına giden sürecin kritik başlangıç noktası olan 19 Mayıs 1919’u, Cumhuriyet’i emanet ettiği Türk gençliğine yani sizlere armağan etmiştir. Günümüzde Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutladığımız bu günün anlam ve önemini hepiniz çok iyi biliyorsunuz. İçinden geçtiğimiz süreçte sizlerin eğitimden istihdama kadar çeşitli sorunlarınız var. Hayatın bir mücadele olduğu gerçeğini idrak ederek her türlü zorluğa karşı mücadele etmek, vatanın ve milletin geleceği için kendinizi en iyi şekilde yetiştirmekle yükümlüsünüz. Yürekten inanıyorum ki, birileri sizin başka diyarlara gitmeniz ve bu vatanın Türksüzleşmesi hayalleri kursa da sizler emanete sahip çıkacak, dünyaları alsanız da bu cennet vatanı asla terk etmeyecek, atalarınızı asla incitmeyeceksiniz. Bayramınız kutlu olsun. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalsın.
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!