Bir fikrin mensuplarının eylemlerini o fikri suçlamak için kullanmanın yanlış olduğunu artık söylemekten usandık. Bununla birlikte benzer bir yaklaşımla, klu-kluks-klan eylemlerinden dolayı evangelizmi katillik ve ırkçılıkla, hemcinslerin evliliğinin yasallaşması teklifinden dolayı liberalizmi uygun bir vasat olmakla nitelemek durumunda kalacağımızı, bunun da bilimsel olmadığını bir daha söyleyelim. Bizim konuyla ilgili hassasiyetimiz “Ergenekon” kavramının bu dava dolayısıyla bilerek bilmeyerek yıpratılmasınadır. Milliyetçiliğin, siyasi bir doktrin olarak milletin egemenliğini ve bunun tecellisi için de en iyi aracın demokrasi olduğunu kabul ettiğini, savunduğunu bilmeyenler milliyetçiliği, ezcümle Türk Milliyetçiliğini bir daha çalışmalıdırlar. Türk Milliyetçiliğini darbe yanlısı, demokrasi karşıtı göstermek isteyenler, rahmetli Türkeş beyin 27 Mayıs ihtilâline karışmış olmasını delil olarak kullanabilirler. Oysa İhtilâli hazırlayan cuntanın 1955’lerde başlayan yoğun bir çalışmanın sonucu olduğunu, CHP eğilimli o cuntanın sonradan Türkeş ve arkadaşlarını da tasfiye ettiğini, Türkeş beyin samimiyetle “en kötü demokrasi, en iyi diktatörlükten daha iyidir” dediğini hatırlamaları gerekir. Kaldı ki, Milliyetçi Hareket Partisi, Türkeş beyin 27 Mayıs ihtilâline katılmasının faturasını, seçmenin oyunu yıllarca alamamak suretiyle ödemiştir.